yolunu kaybetmiş duygular
YOLUNU KAYBETMİŞ
DUYGULAR
Şimdiye kadar
korkularımızın yalnızca bilindik yönleri üzerine konuştuk, bu yüzden de onu tam
anlamıyla kavramaktan uzak kaldık.Korku ve özgüven farklı şeylerdi ve bu yüzden
ayrı ayrı ele alınmalıydı, fakat bu kavramların aynı yerlerde
kesişebileceklerini neden hiç düşünmedik acaba?
Kuşkusuz ki
korkular çeşitli erdemlerin ve dehaların mayasını oluşturur, birçok kıymetin
yaratısında korkunun tohumlarını görürsünüz.Kişioğlunun derinlik kazanmasından
algı yetkesine ve boyut değişimine kadar korku mekanizması tıpkı bir torna
tezgahı gibi güzel işler.Bakın size şimdi ne söyleyeceğim, kimsenin beklide
aklına gelmedik bir şey: Neden fobilerimizi işe yarar bir hale getirmiyoruz?
Ama önce
cevabını bulmamız gereken başka sorularımız olacak.Neden fobilerimiz yada
kuruntulu düşüncelerimiz olur? Oysaki bizler bunun ızdırabını yaşarken bir başkası
bunu komik bile bulur, zaten ençok buna kızmaz mıyız. Yoksa fobilerler genel geçer değiller midir,
yani standart bir taslağa sahip olupda belli etki güçlerine sahip,
standartlaşmış olgular değillermidir? Yani salt ve statik bir duruşları
yokmudur? İçimden bir ses bu sorunun cevabını bildiğinizi söylüyorJHerşeye zaman ayırmaya
çalışan bizler iş, vücudumuzun doğru sinyal
üretmesi üzerine düşünmeye gelince duraksayıveririz.Kuşkusuz karışık ve
yetersiz sinyaller üreten hantal bir ruhumuz var, her şeyi isteyen ama …Neden
isteksiz olduğumuzu şimdiye kadar başka ağızlardan dinlemeye alışmışızdır, o
yüzden bir uzaman konuşmadıkca aklımıza hiçbir şey gelmez olur.İsteksiz misiniz
? çabuk mu sıkılıyorsunuz, yoksa dikkatiniz çabuk mu dağılıyor? Hayatta sizi
büyüleyen şeyleri sıralarken aklınıza fazla bir şey gelmiyor mu? Yoksa
düşüncelerinizi sonuna kadar götüremiyormusunuz?Çabuk vazgeçmeler , kırık dökük
hislenişler, boğuntulu sezgiler karışık algılar yüreğinizi Cehenneme çevirmiyor
mu? Kendinize zaman ayırın ve ne istediğinizi gerçekten anlamaya çalışın, ama bunu laf olsun diye yapmayın, içinizi
dökmeniz gerekiyor ; çünkü ertelenmişlikler içinizi şişirir zaten bu yüzden
boğulursunuz,Her vazgeçişte ve her ertelemede içinizde yükselen dinamikleri
gemlemiş olursunuz, herkesin farklı bir içini boşaltış şekli vardır; bazıları
yazarak deşarj olurlar, bazıları ise konuşarak yada arkadaşlarıyla buluşarak
hepsinin altında duyguların ifade edilmesi dürtüsü yatar, tanımlanmayan ve
ifade edilmeyen duygular yozlaşır, önce yaşamak için öne atılır sonra engelle
karışaşınca saldırganlaşır ve yenildiğinde ise çekilerek defuze olur, yani çekilme
ve ürkeklik arası bir kaçınmacı roller sergiler, zamanlada her şeyi uzaktan
izleyen bir seyirci konumuna düşüverir.Uzaktan izleyenler ise hayat hep sıkıcıdır.
Bana
iyleştirici bir ilaç verselerdi hiç düşünmeden bunu mide üstü bezlerim için
kullanırdım, bu hem Lamphos Baloncuğunu hemde salgı bezlerini …
bazılarına
verilen genetik üstünlükleri saymazsak genelde kişioğlunun hormonal yapısı için
ekstradan bir çaba göstermesi gerekmektedir.Bu da kuşkusuz beslenme ve spor!
Gelişemeyen
duygular geride birçok hastalık getirir, Vücudunuzun ağırlaşması , iç çökmeler
ve durgunluklar insana büyük ızdıraplar verir ve bizi sadece ağırlaştırmaz,
zekamızı ve duygularımızı da çalışaz hale sokuverir.Vücut sizden bazı şeyler
ister : yeteri kadar hareket etmek ve sağlıklı bir bünye!
Kendimizi
eleştirmeye başlarsak, yeteri kadar spor yapmadığımızı ve sağlıklı beslenmediğimizi
görürsünüz.Olumsuz davranışlar sergilemek bir erdem yahut standart değil bir
tür hastalıktır, hormanların başkaldarışından başka şey değildir:Ne yaparsanız
yapın bozulmuş organların olumsuz elektirik üretmesinin önüne geçemezsiniz.Ve
zihinsel altyapınızın iyi bir taslağı yoksa eğer, zihinsel taslağınızda
çatlaklar oluşmuşsa kuşkusuz kötü elektirik bu çatlaklardan sızarak semptomları
ve takıntıları oluşturacaktır.İşte bizim derdimizde çatlaklara kaçan ve
fobileşen kötü elektiriği önce girdiği delikten çıkarmak sonrada pozitif
elektiriğe çevirmekle ilgilidir.Dolayısıyla kişisel gelişim uzmanlarının kısmen
haklı olabileceğini söyleyebiliriz, en azından zihinsel alt yapı temeliyle
ilgili kısmı hakkında.Gerçekten iyi bir zihinsel forma ihtiyacımız olduğu
kesindir.Yani çatlaksız ve tahribatsız, eğer böyle bir şansımız yoksa hiç
olmazsa iyi bir hayat felsefesi ve bunlara sıkıca sarılan erdem ve inaçlarımız olmalı,
sevgi saygı gibi güçlü değerlerimiz.Tüm bunlar sadece kötü elektiriğin
adlandırılmazsını , ete kemiğe dönüşmesini engeller.Ama önemli olan gerçekten
nasıl yaşadığımızdır.
İyi şeyler
hissetmeye varmısınız? Ama baştan söyleyim, rol yapacaksanız ve zorlayarak bu
işe girecekseniz şimdiden vaz geçin derim size! Çünkü bu iş hata ve sahtecilik
kaldırmaz.Her ne yapacaksanız dürüstce yapmalısınız, yani içimizden gelenleri
yapın ve lütfen fazla hesap kitap yapmayın, kuruntulu düşünmeleri ve negatif
algılamaları birttrafa brakın, biliyorum hayat tecrübei olduğunu sanıyorsunuz
ama önyargılar bile yerine göredir, ve her yerde kullanırsanız eninde sonunda
yürüdüğünüz yola çukur açmak istersiniz
Kuşkusuz
çağımızın hastalığı umutsuzluktur, inanmayız ve hertürlü fikrin altında değişik
sebepler ararız, olaylar ve hikayeler bizi çabuk sıkar. Geriye elimizde birtek
gidip geldiğimiz işimiz kalıverir.İş önemlidir her nekdar sıkıcı olabilsede
umutlarımızı üretebilmek için seçtiğimiz bir para kaynağıdır.Onu tarif ederken
daha çok ihtiyaçlarımıza göre
Vücudumuzun
tam olarak sağlıklı çalışmadı hiç aklımıza geldi mi acaba?
Korkular,
korkular! Beynimizi kuşatan sinir sistemleri ve olağan döngü normal seyrinde
akıp gittikce ve işler eskiden olduğu gibi süregeldikce her şey yolundadır öyle
değil mi? Ama öyle zamanlar olurki, kendimizi gerçekten zorlarız, yani
zihnimize fazla yükleniriz, böylelikle normaldekinden daha fazla belli başlı
kavramların üzerine var gücümüzle çullanırız, işte böyle zamanlarda olağan
zihinsel döngümüz sekteye uğrayıverir.Biz ta en başından buna devirsel
denetleme demiştik, ancak şimdi ket vurma olarak niteleyeceğiz. Ket vurumlar
bir kez başlayadursun, beraberinde akla hayale gelmedik şeyler ortaya çıkarırı
şöyle ki: zihinsel döngü ilintisiz olarak kendi başına bir ruhsal yörünge
dönümü gerçekleştirmez.Direkt sinirlerle ve hormonlara bağlıdır o yüzden zihinsel
döngü duraksadığı zaman hormonları da yavaşlatır.Geriye tekleyen limbik sistem
tiroitler ve adrenalin salgılanımlarındaki ritmik bozukluklar etkiler, birde
işin içine toplumsal ve örfi baskılar girdikçe kendisine gerçekten bir çıkış
yolu bulaman duygular patlamaya başlar ki biz buna kısmı depresyon adını
veriyoruz.Bu sebeple duyguları ençok deforme olanları entelektüel çevrelerde
görürüzki ,eğitim ve zihinsel aktiviteler dorlama ve dayatmayla olduğu müddetce
insan tabiatını deforme eden yozlaşısal etkinliklerdir demek durumunda
kalıyoruz.
Toparlamak
gerekirse , zihin bu zorlanımlar nedeniyle baskıya uğrayarak normal eksenini
şaşırır ve kapasitesini aşarak belirli çatlaklar edinerek enerji sızmalarına
sebebiyet verir.Burası önemli bir nokta olduğu için konuyu biraz daha açmak
istiyorum.Dengesi bozulan zihinsel döngü rutininden çıktığı için boşluğa düşer,
yada genetik enerji potansiyeline göre ya olduğu yere yığılı kalır ve enerji
konumu pasivleşir dolaylı olarak da içe
kapanmalar başlar.Böylesi bir durumda yörüngesinde enerji konumu devam etmediği
ve istikrarsızlıklar görüldüğü zamanda bilinçaltı tarafından ruhsal bozisyon
negatif olarak derecelendirilir.Çünü ne yaptığını bilmeyen ve denge sorunu
yaşayan zihisel döngü güven telkin etmediği içinde , uyarı verilerek semptomlar
açığa çıkar ve de nihayetinde de bilinçaltının güveni yavaş yavaş azalmaya
başlar. İşte böylesi bir durumda şunlarla karşılaşırız:
1-Zihinsel
şablon üzerinde istikrarsız bir eğim izleyen
enerji, bu sefer üzeinde bulunduğu korteksten düşmeye
başlamıştır.Aslında bu şöyle olmuştur: Zaten yörüngesini bulamayan ve zafa
uğrayan enejiler , içinde bulunulan istikrarsızlık sebebiyle güvensizlik
duygusunu hissetmemize neden olan hormonlar vasıtasıyla bizleri uyarmaya
çalışır.
Bu negatif enerji büyük bir yay çizerek beynimize sinyaller gönderir.Bizler duygusal modumuzu negatife çevirmemize sebep olur, bu nedenle de duygusal modumuzla ilgili şeyler düşünerek, negatif konular ve anılar varsa ya onlar üzerine yada kendimizi korkak, çaresiz ve güçsüzn hissettiğimizden de önemli şeyleri kaybetme endişesiyle yeni takıntılar üretiriz.Burada asıl konu üretilen takıntıları çözmek değildir, ünkü olumsuz duygusal faz sürdükce yeni takıntılarla uğraşmamız olasıdır.Buradaki asıl amaç duygusal modumuzu pozitife çevirmektir.Ta enbaşa dönersek zihinsel yörüngemizi önce rotasına oturtmak gerekecektir.
Bu negatif enerji büyük bir yay çizerek beynimize sinyaller gönderir.Bizler duygusal modumuzu negatife çevirmemize sebep olur, bu nedenle de duygusal modumuzla ilgili şeyler düşünerek, negatif konular ve anılar varsa ya onlar üzerine yada kendimizi korkak, çaresiz ve güçsüzn hissettiğimizden de önemli şeyleri kaybetme endişesiyle yeni takıntılar üretiriz.Burada asıl konu üretilen takıntıları çözmek değildir, ünkü olumsuz duygusal faz sürdükce yeni takıntılarla uğraşmamız olasıdır.Buradaki asıl amaç duygusal modumuzu pozitife çevirmektir.Ta enbaşa dönersek zihinsel yörüngemizi önce rotasına oturtmak gerekecektir.
Yani zihnimiz
rotasını kaybettiği için, daha önce daha geniş bir alan üzerinde dolanım yapan
zihinsel eksenimiz, dolaşımı ketlendiğinden daha küçük bir noktada hareket
edecek ve etki alanınında bulununan noktalar kullanılmadığı için zamanla
körleşerek karadeliklereve tabulara ve
fobilere dönüşecektir.İşte bizim de tam yapmak istediğimiz şey kişiyi eski
manevra ekseninde tekrar dolaşmasını sağlatmak olacaktır.Bunu yapmanının en iyi
yolu kuşkusuz kendinizi önce rahat brakmalı,
sonrada hoşunuza giden şeyleri yaparak , zihninizi zorlayacak ortam kişi
ve etkinliklerden uzak durmalısınız.Hatta yapabiliyorsanız bol bol gezin!
Unutmayın derdiniz uğraştığınız fobiler olmamalı, derdiniz zihninizin kafanıza
oturması olmalı ki, bu da zamanla vücudun hemostasis iç denge kuralına göre
zamanla Cenab-ı Hakkın takdiriyle gerçekleşen bir şeydir, sadece vücudunuzun
sizi onarmasını bekleyin.Birşey yapmanız gerekmiyor, sadece olumsuzluklara
fazla bulaşmayın yeter.Eğer hayat koşullarınız iyiyse, biraz nakitiniz varsa ve
kötü koşullarda yaşamıyorsanız şanslısınız demektir.
Burada
üzerinde durulmaya değen bir diğer önemli nokta ise şudur: Enerjimizin üzeride
hareket ettiği rotanın problemsiz olması.Ben bu rotaya kısaca zihinsel rota
adını veriyorum ve bu zihinsel rotada ilerleyen enerjinin ilerleyebilmesi için
bazı algı ve çağrışımlara gereksinim duyduğunu söylüyorum.Bu algılara düşünsel
kategoriler diyeceğiz.Burda çok önemli bir detaya dikkatinizi çekmek
istiyorum.Zihinsel rotada çağrışımlarla hareket eden ve yörngesini tamamlayan
enerjimiz bu haliyle problemsiz bir
döngüye girerse biz buna Serbest
Dalınç adını veririz.Serbest Dalınçının başarı kriteri üzerinde hareket
ettiği zihin rotasında engelsiz bir dolaşım yapmasıyla anlaşılabilir.Ve bu
döngüde en temel kıstas zihinsel
döngünün üzerinden hareket ettiği algı ve çağrışımların semptomsuz
olmasıdır.Eğer algı ve çağrışımlarda herhangi bir problem varsa ortaya
duraksamalar ve birçok engeller karşımıza çıkar.İşte bu kusurlu algılar
sebebiyle enerji dönüşümü tam olarak başarıya ulaşamaz ki ; zaten problem de
tam olarak burada karşımıza çıkar.Yani bu duraksamadan sonra neler olacağı
bizim bilinçaltı özelliklerimizde gizlidir.Eğer benlimizde boşluk varsa ,
duraksayan enerji işte bu boşluktan enerji kaybına uğrayarak önce düşecek,
sonrada diğer olmumsuz geçmişe dönük
algılarla çağrışarak semptomun byümesine
ve koca bir çığa dönüşmesine sebep olabilecektir.Burada zihinsel rotanın tamiri
ve düzenlenmesi elbette önemli fakt boşluğun kapatılması ise hepsinden daha
önemli.Çünkü algı her ne kadar olumsuz bir özellik taşırsa taşısın sonuçta
deforme olabilmesi için bir boşluğa geresinim duyar; bu boşluk
olmasaydı,engelle karşılaşan enerji
sonunda belirli bir süre sonunda
çağrışım yapabileceği başka bir algı bulmadadığı takdirde yeni bir duyumsayış
edinir edinmez yoluna devam edecekti.Çünkü insan organizması her saniyede
sayısız yeni duyum ve algıyla etkileşime giren dev bir fabrikadır.Kısacası önce
kapıyı kapatmalıyız bunun için de kapının önünde gerçkten iyi bir muhafızımız
olmalı ki içeriye tehlikeli olabilecek zararlı bir unsur girmemiş olsun.Kapıyı
koruyan ve emniyetli tutan şeylerin en başında iman gelir.Buna bazıları inanma
gücü dese bile ben İman tanımını kullnamayı doğru buluyorum.Bunun aksi olan şey
imansızlık beraberinde birçok duyguyu da beraberinde getirir.Çünkü iman sadece
bir fikir ve prensip değil aynı zaman da birçok hormonun sağlıklı çalışmasını
sağlayan etkili bir fonksiyondur.Dolayısıyla iman azlığı kişide birçok duygusal
hastalığı berabeinde getirir.İmanın azlığı önce benlik duygusunun sağlıklı
gelişmemense sebep olduğu gibi aynı zamanda bağışıklık irada ve sinir sistemi
içinde yeterli hormonal desteğin sağlanaamasına da sebep olur.Dolayısıyla
kapımızı önce iman ile sonra iyi niyet ile sonra da Salih amel takva ve
tevekkül ile sağlamlaştırıken evimizi
güvence altına alacağız.Bundan sonraki aşamada ise zihinsel rotamızı İslami
duygu ve düşünceler ile süsleyerek
tertemiz bir algı koridoru oluştururyoruz.Bu söylediklerimizin gerçekleşmesi
halinde ise geriye sadece kendimiz gibi davranmak ve isteklerimize göre hareket
etmek kalıyor.Yani benliğimize kavuşmak ve kendimiz olarak yaşamımızı sürdürmek
hedefimiz olsun.unutmayın ki kendimiz olamazsak kendimizden başka her şey
oluruz.Buyüzden kendimizi benliğimize bırakıp endimiz gibi davranmaya
başladığımızda her şeyin daha doğru ilerlediğini göreceğiz.Zaten hayatımızdaki
kargaşaların temel nedeni insanların
birbirlerinin benliğindeki boşluktan
istifade etmek ve bu boşluğu yönetmek istemelerinden kaynaklanır.Yani kargaşa
kaos ve mutsuzluğun temelinde bu boşluk
savaşı vardır.
Konuyu şuraya
getirmek istiyorum; zihinsel rotasından çıkmış enerjiler korku sinyali üretir
ve bu sinyal vücudumuzda kötü bir elektiriğin dolaşmasını sağlar.Bu olumsuz
elektirik olduğu müddetce düşünsel olarak yıkıcı bir deformasyona
gireriz.Olayları büyütürüz ve gözümüzde olduğundan daha heybetli olduğunu
sanırız.Kendimizi olumsuz duygularla kuşatılıyken, güçsüz ve de aciz
hissederiz.Bu da bize basmakalıp düşüncelerin hükmetmesini sağlar.Ve basmakalıp
düşüncelerin birçoğunu önyargılar oluşturur, sonunda birçok lehimize olan
hamlelerden vazgeçerek içimize kapanmayı seçeriz.Belki şaşırtıcı gelecek size
ama günlük eyleömlerimizde kararlarımızın büyük çoğunluğunu içsel ruh ve duygu
halimiz kontrol eder.Önyargılar ise bilincimizin yavaş yavaş tıkanmasına yol
açarak bizi küçük ve sırılı bir dünyada
yaşamaya hapseder.İçin daha garip şekli ise bu düşünüş zamanla bize
yapabileceğimiz işi ve eşi seçtirir.Güçüsüz hislenimlerimiz yüzünden daha basit
işlere yoğunlaşır ve özgüven yoksunluğumuz daha kolay bir eş seçmemiz konusunda
bizi ikna eder, böyle düşündüğümüz için daha az kazanır ve sınırlı hayeller
kurarız; ama en komik olanı ise bu şartlarda yaşayan bir ortadireğe işin aslını
anlattığınızda size gelirim kısıtlı olduğundan böyle bir yaşatım var demesidir.
İyi çalışan
hormonlar milyonlarca dolarlık bir servete ve eşine az rastlanır bir hayat
arkadışına rastlamanıza sebep olacaktır.Sadece iyi hissetmek diyorum! Anlıyor
musunuz?
Yani sağlıklı
bir beden ve ruh tabiki de sağlıklı bir yaşam felsefesi! Evet biliyorum her şey
bir biriyle alakalı ve birbirini etkileyen şeyler ama temeli kavram zorundayız.
İnsanların
birbirnden farklı binlerce değişik hayat felsefesi ve kanıları var.Bunun nedeni
üzerine düşünme zamanı çoktan geldi.Biliyorum söylediğim şeyler size yabancı
geliyor ama, tirot hormonlarıızın birkaç derece hızlı olması size üstün bir
akılyürütme kabiliyeti getirebilir,adrenalinizin güçlü olması sizi gözü karabir
gangster yapabilir.Herşeyin böylesi ince çizgilerde şekillendiği mucizevmsi bir
yapımız var.Benim anlatmak istediğim sınırımızın gerçekten olup olmadığı
Bunu anlamak için kendimzi sınırlayan duygu ve
düşüncelerden kurtulmamız, zihin kanallarımızı açmamız ve hormonlarımızı
harekete geçiremizdir.
Gerçekten sağlam bir sinir sistemimiz varsa sınırlarımız hakkında fikirler yürütebilirz. Bu sefer de işin içine imkanlar girecek ama endişelenmeyin içnizdeki güç imkanlar konusunda sizden yüz çevirömeyecektir.
Gerçekten sağlam bir sinir sistemimiz varsa sınırlarımız hakkında fikirler yürütebilirz. Bu sefer de işin içine imkanlar girecek ama endişelenmeyin içnizdeki güç imkanlar konusunda sizden yüz çevirömeyecektir.
Düşünme
biçmimiz üzerinde duygularımızın önemini artık anlayabiliyoruz.Yani kişiler
pratik olarak istedikleri şeyi düşünemezler, sade bu sadece kurgulamada teorik olarak olur.İnsanlar o ana
nasıl bir enerji derecesindeyse ona ilişkin atogorilerdeki algı merkezleri
uyarılır ve de o algıyla ilgli şeyler çağrışır.Fakat teorik olarak kişiler iş
yada başka nedenlerden ötürü her konuya yoğunlaşabilirler.Cinsel duyguları hormonlar iyi çalıştığından bu kişiler daha
iyi flört edecekler,algı ve işitme merkezleri daha iyi çalışanlar sosyal
konulara ağırlık verecek, kas ve sinir merkezleri orantız olanlar algı ve
enerji iletimleri güçsüz olduğundan daha içe kapnaık ve mütevaziliği
seçeceklerdir(çünkü kas sinir orantızlığı kişileri sosyal yaşamda başarısız ve
etkisiz yapar bu kişiler bu eksiklerini mütevazi ve içe kapanık ama hizmetsever
bir hale getirerek yüceltmek isteyebilirler)
Atletik
yapıdakiler gurup başı olmak isteyip öncülüğe oynarlar, güzel olanlar daha çok
ilgi görerek benliklerini doyururlar.Sinir sistemi bozuk olanlar yad ahormonal
rahatsızlıkları olanlar entelüektel olmayan çevrelerde dengesiz ve stabil
olmayan davranışlar sergilerler, bu insanlar sebat edemez, işleri sonlandıramaz
vs.. Sinirsel ve hormonal olarak bozuk bünyeli olup entellüektüel çevrede
bulunanlar ise dış dünyada
sergileyecekleri dengesiz ve stabil olmayan davranışları bu sefer imgesele
olarak kavramlar üzerinden yürütüler ve hiçbir zaman imge kargaşaları
bitmez.Bunun nedeni zihinsel rotalarını düzenleyen sinir-hormon düzeneği
düzensz bir limbik sistemede yeraldıklarından, önermeleri sonuca bağlayan
tatmin güdüsünün sağlıklı birşekilde üretilmemesidir.Kişide tatmin duygusu
sağlıklı birşekilde oluşmdaığından bu kişiler de sürekli olarak kuşku ve
kanıksayız hali olur ve bir türlü inanma güdüsü tam olarak oturmaz.Hormonların
bozulması kişide önce güven duygusunu ardından da inanma duygusunu zaafa
uğrattığından kişi hiçbir zaman tam olarak kavramları kabullenemez.Çünkü hep
bir sonraki cevapda sorusun yanıtını
bulacağını düşünerek kavramlarla boğuşur fakat kişioğlunun yeryüzünde cevabını
bildiği çok az şeyler vardır buna rağmaen cevap aramayan ama tatmin duygusuna
sahip insanların bu cevap kargaşasına düşmeyip, sorulara yanıt aramamsı
düşünüldüğünde iki farklı insan konseptinin arasındaki fark ve arkasındaki
neden daha iyi açığaçıkar.Kişileri deliler gibi arayışa sürükleyen şeylerin
gerçek nedenleri bilinmediğinde kişiler kaybolabilirler; çünkü arayışa kapılan
insanlar ,yanlış şeyleri de arıyor olabilirler,
Burada önemli
olan şey şudur :kişi huzursuzluğundan kurulmak için mi arayışta yoksa doğayı ve
hayatı ilginç bularak ,zevkli bir ilgi alanı bulduğunu düşünerek mi arayışı
seçmiştir?
Eğer bunalım
ve huzursuzluğundan kurtulmak isteyen bir insan tipi varsa karşımızda bu duruma
kanıksayarak ve ikircilikle bakmalıyız.Çünkü sinirsel ve hormonal yapının önce
bozulup bozulmadığını anlamamız lazım,
ve bu bozulma hangi şartlarda ortaya çıkmış onu görmemiz gerekecektir.Çünkü
hormonal yapı ve sinirsel doku deforme olursa kişi oğlunun zihinsel rotası
zaafa uğrar ve bilinç formundan düşer, düşme esnasında normal algılayış ve
düzenli enerji aktarımı zaafa uğrar, yani alışılmış rutinden çıkan zihin farklı
bir ortama düşer.Bu esnada zihin boşluk duygusunu güvensiz bir durum olarak
algıladığından korkmaya başlar ,dolayısylada
zihin duygusal modlarla çağrışım ürettiğinden, bu korku hali
adlandırılmaya başlanır.
İşte takıntısal fobiler bu aşamada ortaya çıkar, yani
kişioğlunun şahsi yaşam biçmine göre isimler alır ve başlıklanmaya
başlar.Genelde kişioğlu önem verdiği şeyleri
kaybetmekten korkar ve önem verdiği kavramlar üzerinden takıntı üretir.
Burda ana
fikir rayından çıkan duygu ve düşünceleri yerine oturtmaktır, o yüzden işe önce
duyguları düzenleyerek başlamamız gerekir.Ancak uzun süredir fobiler edinmiş
kişilerde bu biraz zaman alabilir bunun nedeni ise korku ve kaygıları olanlarda
, uzun süre bu duruma maruz kalanllardaa
sinirlerin kasılarak gerilmesi ve mutluluk hormonlarının tembelleşmesidir.O
yüzden normal hayata dönüş biraz zaman alabilmektedir.Bu tıpkı soğuktan kaskatı
olmuş elbiselerimizin çekip de üzerimize tam oturmamsına benzer.Yani mutluluk
ve güven hormonları kişide beyine ulaşırken gerilmiş sinirler üzerinden rahatca
geçemez ve sinirlerde bu eneryi taşıyamaz ve enerjiyi düşürürler.Zaten
konsantrosyon ve algı kesikliğinedeni de sinirlerin ıslah edilmemesinden
kaynaklanır.
Dolayısıyla
bazı gizemli felsefeler ve mistik fikirlerle ilgili düşnsel çelişkiler bazı
kişiler için basit ama enterasan bir soru olarak kalırken, sinirsel ve hormonal
olarak kargaşalar yaşayan insanlarda tam bir çıkmaza dönüşmekte hatta derin
saplantılara neden olmaktadır.Daha ilginç bir saptama ise ünlü filozofların
bacroundlarıyla ilgili bir sır keşfettim:ya küçükken ateşli hastalıklar geçiriyorlar
ya da sinirsel krizler geçiriyorlar.Birçoğunun şizofreni olduğu anlatılır.Ancak
enterasan taraf ise şu : Peşinde olduklukları fikirle ronları şizofremi yada
sinir hastası yapmıyor, onlar sinirsel problemler yaşadıkları için bu fikirleri
kendilerine çıkmaz yapıyorlar.Daha önemlisi ise şu: Evet bu insanlar zeki
kişiler ve sıra dışı kurgular ürettikleri su götürmez.Ama bundan zeki
insanların ürettiği fobilerin herkesin fobisi olabileceği sonucuna varmak
yanlıştır.Yani zeki olmk ve sağlıklı olmak aynı şey değildir hatta zeki olmak
ve akıllı olmak bile aynı şey değildir.Korku hali kişide sadece odaklandığı
konular üzerine daha çok yoğunlaşmasını sağlar.Yani korku hali üzerinde önemli
şeylerini kaybetmek yada güvendiği nesnelerin yip gitmesi üzerine usavurumlar
yapmak sonunda kendini bulmak ve güvenebileceği bir iz bulmak, yeni günenli bir
fikir üretmek,varlığını sağlam bir noktaya koymak, tanımlamak ,somutlamak
,işaretlemek, yokluğu adlandırmak, önünü görmek, yol çizmek, emniyetli bir ocak
kurmak,destek aramak,yüzleşmek,garantiye almak, altını çizmek,kontrol etmek,
plan yapmak,özgür olmak, karşı çıkmak, baş kaldırmak, tolumsal kurallara
direnmek, normlara başkaldırmak… tüm bunları yaparken derinlere düşmüş bir
haldesiniz tepenizde ise bir zamanlar üzerine bindiğini atlarınız var, hepsinin
adları farklı farklı: saygı, başarı, değerler, erdem,zafer,aşk,çalışkanlık,yardımseverlik,sebat,paylaşım,sabır,cömertlik,iyilik,yardımseverlik,hayır,tevekkül,
dürüstlük,azim,iyiniyet,güven vs..
Ya da bu
atları bir balon gibi düşünmeliyiz belki de, şimdi bizler yerde seril bir
haldeyken şimdi hepsi tepemizde dikili kalmışlar ve biz de kendimizi güçsüz ve
yılgın hissederken tüm bu balonları kafamızda fobileştiriyoruz sanki uzak bir
yıldız gibi ulaşılmaz olduklarını düşünerek onlar hakkında mitler
uyduruyoruz.Bizler için çok önemliler ve onları yeniden kazanmak istiyoruz
fakat korkuyoruz.Bu yüzden de önce iyi hissetmeyi beklemketen fikirler üreterek
yol almayı deniyoruz, zaten hateyı da burada yapıyoruz.
Korktuğumuz için de korkulu
fikirler üreterek aslında kendimize yeni fobiler üretmekten başka bir şeye
yaramıyor girişimlerimiz. Sadece fobi alanımız derinleşiyor ve takıntılarımız
artıyor.Çünkü benliğimizden düşen elmalar yerdeyken alıp yemeği değil
korktuğumuz için önce zehirli yada kurtlu olup olmadığını düşünüyoruz.yada
kirlendiği aklımıza geliyor ve mındar olduğunu söylüyoruz.Ancak korkumuz bizi
konuya odakladığı için duruma heryönüyle odaklanıyor ve kimsenin aklına
gelmedik taraflarıyla irdeliyerek sıra dışı kurgular üretiyoruz.Ve aykırı
usavurumların mayası da bu şekilde ortaya çıkıyor.Güven hormonumuz iyi
çlışmadığı için bir konu üzerinde kanat getirerek konuyu tatmin olarak
kapatamıyor ve kavramdan kavrama geçşler yapılıyor, kavramlar yeni başlıkları
ve yeni konular açılıyor her şey enin boyuna düşünülmüş olunuyor böylece.Bu da
bize sıra dışı ve zengin fikirlerin oluşmasına yardımcı oluyor.Birkeresinde bir
yakınımın doğumsonrası çocuğu ile ilgili bir fobi ürettiğini duymuştum.
Bu fobi
şu şekilde gerçekleşmişti.Doğum sonrası hormonları bozulan kadınlar kendilerini
hoşnutsuz hissederler bu durumları uzun zaman sürerse tekrar eski halerine
dönemmekten kuşkulanırlar ve zamanla da korkuya kapılırlar.Korkan doğum sonrası
kadınlar zamanla değerli şeylerinin zarar görmesinden tedirgin olurlar.Örneğin
bu tanıdığım kişi çocuğunun zarar görmesinden korkmuş ve elinde olmadan da
çocuğunu öldürmekten korkarak kaygı duymuş ve bu düşüncesini bastırmaya
çalışmış fakat bastırmaya çalıştığı şeyle her uğraştığında bu fikri karşında
bulmuş ve s trese girmiştir.Oysaki bastırmaya çalıştığı şey bilinçaltından
düşen enerjinin güvensizlik sonucu
korkuya düşmüş bir duyguyu endişelendiği bir korkunun gerçeğe dönüşmesi sanarak
imgeleri kullanarak çözmek fikrinden başka bir şey değildir.Bu yüzden bu fikri
düşünsel olarak çözmek teorik olarak mümkün olmadığından çatışmak istediği
sanal kavram beraberinde derin kaygılar getirdiğinden kişide derin duyusal
ödemler oluşturmaktır.Kısaca burada karşı karşıya kalınan problem bir problemi
yanlış bir metodla çözme nedeniyle kısırdöngünün oluşmasıdır.Çünkü üretilen
fobinin kaynağı reelbir korku anksiyetesinden beslenmekle birlikte onu
kurgulayan düşünsel semptomun yapısal niteliği öngörüsel bir varsayımdır.
Ve
varsayımlar ucu acık kavramlar olduğundan ve belirli bir şekil ve yapıdan
yoksun olduklarından şekillendirilmeleri yada kanıtlarla ikna edilerek
yönlendirmeleri de subjektif rotasyonlara sebep olarak kontrolleri mümkün
olmayabilir.Çünkü kişisel olarak değişmeli tanımlarla içi doldurulan çekilen
yere götürülen, istenildiği gibi yoğurulan bir taslak olduğundan korkuyla
kolayca tepkimeye girerek kılıf haline bürünebilen sanal bir dekor olup yerini
bir baka benzerine brakabilir.Böylece kılıktan kılığa giren sanal fobiler
üreterek yeni bir düşünme taslağı kazanmış oluruz ve zamnala fobiler üzerinden
düşünürken ,fobiler düşencelerimiz haline gelmeye başlarlar.Ancak pskoanlaizin
gereksiz olduğıunu söylemek istemiyorum tabiki, yani insanların günlük
yaşamlarında değer verdiği kavramlar ve konular üzerinden karşılaştıkları reel
problemler de zamanla düşünsel semptomarın oluşmasına sebep olur ki bunlar akıl
yürütme ve piskoanaliz yöntemiyle düşüncelerin analiziyle çözümlenebilir.
Ancak
aradaki fark ortada gerçek bir problemin olup olmamasıdır.Yani depresyona sebep
olan asıl nedeni bulmamız gerekir.Yani normal bir yaşam akışına sahip olanların
yaşadığı ani olaylar mı sinir sitemimizi bozuyor yoksa uzun bir süreç mi ,
çocukluk yaşantısı mı, zor koşullar mı, yoksa belirli dönemlerde yaşanan
hormonal değişim yada baskı ortamı veya zihnin zorlanması mı?Bunlar kişiden
kişiye değişebilidiği gibi bazılarında da ortak nedenlerden kaynaklanabilir.Bu
yüzden kişileriçin ortak bir çözümden bahsedilemez fakat genel olarak hormonal
değişimler veya zihnin aşırı zorlanması veya sinir sisteminin yıpranması
nedeniyle kişler takıntı üretirler ve bunların çözümünde bedensel iyleşme temel
alınırken, yaşamsal hayat problemleri nedeniyle oluşan günlük problemlerin
çözümü iyi bir pskoterapi olabilir.ancak genetik hastalıkların tedevisi için
mutlaka ilaç tedavisi ve profesyonel yardım şarttır.
Biliyorum
konuları böylesine basit olarak tanımladığım için bana hem kızıyor hem de bana
gülüyorsunuz.Bilmediğim çok şey olduğunu da düşünüyorsunuz.Ancak hatırlatmak
istediğim bir konu olacak:Ben bu fikirleri bir gecede değil ,15 yıllık titiz
bir çalışmanın sonucunda özenilerek
hazırlanmış tam 4 ayrı pskolojik belgitlemenin bir sonucudur.Biz sadece burada
4 kitabı okutmaktansa hepsinin kısa bir özetini yapmaya çalıştık.Detaylı bilgi
için ruh defterlerimin okunmasını tavsiye ediyoruz.
Burada dikkat
ederseniz önemli bir noktaya temas ettik; o da özgüven duygusunun yeniden
kazanılması.Bunu yapmak içinde sanal korkuların asıl mantığını bularak ortak
noktalarından tek bir sorun oluşturup bunun da kaynağını bularak onun üzerine
yoğunlaştık.Çünkü güven duygunuz ancak oturusa benliğiniz tam olarak yerleşecek
ve böylece zihinsel döngünüz eski haline gelerek hormon ve sinir yapınızda
düzene girecektir.Dikkatimi çeken daha ilginç bir başka konuysa bilinçten
enerji düştüğü zaman bizim de ardından sürüklendiğimiz takıntıların hep
arayışlar ve keşfedilip ortaya konan temalar üzerine ağırlık kazanmasıydı.Zaten
saplantısal konularda hep arayışlarla pekinleşir.Ama cinsellikle ilgili
olanları da çoğunluktadır.Zaten kişioğlu
için önceliklerin başında libido ve cinsellik yada kimlik arayışı ilk sırayı
almaktadır.Bu erkekler için genel de böyledir.Ama kadınlar için nasıldır bunu
tam bilemiyorum.Dolayısyla cinsellik de bir kimlik sorunu olup özgüven tazeler
ama kimlik arayışında asıl amaç kendini bulmakken aslında bilinçten düşen
parçalarımızı ve enerjimizi ararız ve onu buluduğumuz zamanda ait olduğu yere
geri koymamız gerekir.Zaten kendini bulmak için yola çıkanların sırları budur,
veya lise –üniversite depresyonu bu yüzden ortaya çıkar.Büyük felsefi atılımlar
büyük ideolojiler bu benliği vurgular ve özgüvenleri takdir edildikce
bilinçüstüne çıkarak kendileriyle tanışırlar.Arayıştakiler ani bir mutluluk
yada güzel bir gelişmeyle bilinçlerine taşınırslar birden bire çalışmalarına
ara verebilirler.Tıpkı Aristonun evlenmesi gibi.Ama büyük şeyleri yaşayarak
kaybednelerin ise boşlukları kolay kapanmaz ve onlar yeni oluşumlara imza
atarlar.Tıpkı Mevlana gibi.
Uzun lafın
kısası önce güçlü hissedeceğiz ,fakat problem şu.Bilinçten düşen enerji güçlü
hissetmemize izin vermez.Bunu yapabilmak için önce yukarda söylediğim gibi
konuyu doğru analiz ederek öncelikle problemin kaynağını öğrenip gerçekten
problemin ne olduğunu anlayacağız.ve ona göre formül üreteceğiz.Yardımcı olması
açısından da özgüven tazleyecek aktivitelere yönelerek sinir sistemimize destek
olacak adımları atmamız iişimizikolaylaştıracak.Birincisi spor sinir sistemimiz
dengeleyerek bioritmimizin düzenlenmesine ardımcı olacak ve sanal korkuların
üzerimizde etki verebilmesi durdurulmuş olacak.Böylece sadece kafamızda sanal
olarak şartlanmış bir kompleks olarak pasivize edilmiş olarak kalacak.Sağlıklı
beslenme de kendimizi iyi hissettirecek.
Tüm bunlar iyi uygulanırsa zamanla
benliğimiz yavaş yavaş vüudumuza oturmuş olacak.Ancak bu esnada yapmamız gereken
çok önemli bir konu daha var: Üzerinde çalışıp analiz ederek bulunan çözüm
metodları ve ilkeleri benimsemek ve bunlardan hiçbir şekilde şüphe etmemek.Bu
benimseyiş yapılrken net olmak ve kararlı olmak esastır.En azından özgüven
oturuncaya kadar buna devam edilmelidir.Çünkü özgüven oyuruncaya kadar kişiler
şartlı tepki ve pskorefleks nedeniyle arada bir otonom olarak ve şartlanma
sebebiyle, eski bir alışkanlık olarak arada bir sanal fobileri
çağrışabilir.Kesinlikle sanal fobilerin peşine takılmamlıdır.Onlar çağrışıp
kendilerinden gidecektir.Yani etki güçleri kalmamıştır.Diğer taraftan da
kesinkle zorlama ve baskıyla ,çekimserlik ve şüpeyle değil iyi niye ve
samimiyetle davranılmalıdır.Daha garip bir şeyle bitirmemi istermisiniz?
Birşeyden veya kendinizden emin olmak için bir şeyleri arayp bulmak zorunda
değilsiniz, yanlış olsa bile bir şeyi benimseyip ona inanabilirsiniz ve hepsi
de ona yürekten inandığınız zaman size tatmin duygusu veriri.bu sadece
merakınızı giderir biolojik oturmuşluk meraklarla depil inanmakla
gerçekleşir.Buyüzden cahil insanlar doğal yapıları sağlıklıysa çelişkiye
düşmeden kendindn emin yaşar, çünkü sinrleri bozularak arayışlara girmezler.bu
da gösterirki sinirler sağlamsa kişi hiç sorulara cevap vermeden de yaşam
sürebilir.Yarın bu konuyu örneklendirerek açıklayacağım inşallah.
Başka şeylerle
de ilintili birçok kavramı getirip de önümüze koyacak hep birilerini aradık , ama
okumak hep yazmaktan daha fazla usanç verir, bu yüzden de kesik düşünceler ve
kopmuş fikirlerle dolu şişkin bir yürek taşırız.Görenler içi dolu sanarak bu
göbeği sıvazlayarak geçiştirler fakat dogmalar boş şeylerle semirtilirken daha
abartılı görünür .Bu yüzden Başarlı sağaltımları nitelerken genelde özü gözden
kaçırırız, kelime oyunları sanki iştah
kabartır hatta puanları da iyi toplar.Oysaki
içi dolu ve özlü aktarımlar hedefi tam vururlar.Bizde bu sebeple yalın
tanımlamalarla açıklamalar yapacağız.
Şunu da yeri gelmişken ifade etmeden içim rahat
etmeyecek, karşı tarafların bir teoremi kolay kavraması teoremin basitliğini değil başarısını gösterir.Çünkü etkili
aktarımlar içi yüklü olarak gelirler.aklınızdakini tam olarak açıklar.
Belkide uzun
yıllar eksik niteliklerimizin bir şanssızlık olduğunu düşünerek ümitsizliğe
kapıldınız yada bunu telafi etmek için kişisel gelişim kitaplarında kendinize
göre bir ilaç aradınız.Ümitlenmek daha fazla ümitlenmek için herkesin ağzında o
sihirli sözleri beklediniz.Ama belki de gözden kaçırdığınız bambaşka bir şeyi
atladınız, kendiniz tanımayı!berbat eder.Dış dünyanızı kapsayan sahte bir
bürüntüyle iç dinamiklerinizi kim bilir kaç kez başkalarıyla kıyaslayarak eziklik duydunuz.Bunca
dolu dolu yaşayan insanlar kim bilir ne kadar alkış topluyor ve de iyi vakit
geçiriyorlardır.Kazançalarını kıskanıyor olabilirsiniz, şöhretleri deliye
çevirebilir sizi; ama aslında hiçbirşey göründüğü gibi değildir.Asla
milyondolarlık bir servet beladan başka bir şey getirmez.Doğru olan akıl ve
beden sağlığı ile doğru bir yaşam felsefesidir. size söylememk istediğim şeyi
doğru anlayabilirseniz kendinizle ilgili olan her şey çorap söküğü gibi elinize
gelecektir.
Omurlarınızdaki
küçük bir kireçlenmeyle , imgelerinizde içini dolduramadığınızfikirsel bir uhde harekete geçebilir, bu uhde ise
kendisine benzer çağrışımları ateşleyecektir.Bu bir zincir gibi kısırdöngüleşerek
birbirini takip edecek ve sonunda da cadı kazanı olacaktır.Bu eksik
imgelerin birbirini çekmesini başka bir teorem olarak zamanı gelince ele
alacağız.(Daha önceki yazınlarımızda biz buna benzer bir durumu Devirsel
Denetleme olarak nitelemiştik.) şimdilik sadece altını çizmekle
yetiniyoruz.Yada hormonlarınızın içini doldurduğu biolojik aygıtların eksik
kapasitede çalışması, sizi rahatsızlığınıza benzer duyguların çağrıştırdığı
farklı bir yaşam evresine götürecektir biz buna zaman sıçraöması adını
veriyoruz.Bunu da zamanı gelince açmamız gerekecek ama önemli bir ayrıntı
olduğu şimdi için kısaca değinelim.Normal çağrışımdan farklı olarak uhdeli
hislenimlerde anormal sıçramalar yaşarız, bu ruhsal bir karadelik
gibidir.Aniden çocukluğumuza döneriz hatta uzunca bir zaman belirli bir evrede
saplanıp kalırız.Söz dinleyen çocukların kaderi gerçekten trajedidir.Çünkü usta
ellere emanet edilmemişlerse zamanla ömürleri kodesten farklı olmayacaktır. Hormonlarımız
kararlarımızı etkiler , kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlarda genelde işler
yolunda gider ama kötü hissettiğimiz için reddettiğimiz kişilerin neler
hissettiğini bir düşünelim isterseniz.Reddedilen insanı içten parçalayan
imgelerin ne kadar çoğaldığına aklımız ermez.Camın parçalanışı gibidir.Cam en
çok zayıf noktaları daha uzun çizgilerle parçalar.Reddedilenler eksik olarak
bilinen noktaları üzerine yoğuşarak eksiklik olarak bildiklerini kronikleştirir
ve bu duyguları kangrenleşir.Çünkü garip gelecek size ama kişi oğlu genelde
yetilerle yada aksesuarlrla karar
almaz, duyusal enerji akımları ve
hislenimlerle düşünür.
Kararlarını
bunlarla verirken sonuçları düşünmez bu yüzden sonuçlar ikinci planda
kalır.Zaten sonunda pişmanlık duyanların gerekceleri hep aynıdır zaten.Ancak
düşünceli insanlara değinmeden edemeyeceğim.Çünkü bilincin düşük seyretmesi ve
bilinçaltı seviesine gerilemesi, kişilerde bilince yükselme arzusunu tetikleyen
arayışları başlatır.Çünkü bilinç katmanından enerjinin düşmesi kuşkusuz bir
uyarıdır ve insan önce uyarının tanımlanmasına ve önem verdiği kavramların
tehdit edilişi le ilgili hedeflere yönelir .Dolayısıyla enerjisi düşük
olanların kuruntuları daha fazladır, nedeni ise bilince yükselmek için sürekli
bir yol arayışlarında olmalırından kaynaklanır.Tıpkı fakirlerin kazanç yollarına odaklanmaları gibi,
amatörlerin profesyonellere gpta etmesi gibi.Dikkat ederseniz erdemlerde bu
çözümlemeyle daha iyi anlaşılır.
İnsanların korkutulması kuşkusuz en iiyi
eğitim taktiklerindenir, yoksa her şey zıvanadan çıkardı.O yüzden imkansızlıkları
çok olan toplumların efsaneleri ve batıl inanışları çok olur, bunu geniş bir
zamanda ele alacağız.bu önemli ve korunması gereken hedefler o kadar çoktur ki
sonunda hepsinden uyarı gelir ve bunları korumak için çarelere başvurulur ya da
çözümler üretilir.İşte takıntı böyle ortaya çıkar.Bastırılınca ise bambaşka bir
şeye dönüşür.Semptomların evrimi genelde korkutucudur.Çünkü dönüştüğünde
bambaşka bir şey olur.Genelde semtomlar kişileşerek korktuğumuz bir kişiye veya
bir imgeye dönüşürse sanrılaşır.Buyüzden kimler daha detaycı düşünürse sıkıntı
enerjilerini dönüştürerek aktaramamalarındandır.Bu durum kişileri sağlıklı ve
entelektüel yapmazBu yüzden en sağlıklı insan en yüzeysel olandır.Ruh ve beden
sağlığı tam olanların işi değildir felsefe ve piskanaliz.:)
Kısaca
bilinçten düşen enerjiyi yerine koyamayanlar biyolojik eksikliğinden ötürü bu
erken dönemlerde bunu başaramazken geç dönemlerde ise alışkanlık edinmedikleri
için yapmayabilirler.
Bunu en
iyi kısa bir örnekle açıklamak
istiyorum:
İçe dönük bir çocuktu, yoksul ve muhafazakar bir
evde 7 kardeşten biri olarak dünyaya gözünü açtı.Zengin arkadaşlarla birlikte
oynadı ve küçüklüğü ateşli hastalıklar içinde kıvranarak geçti.
Aile bireyleri
çiftçi kökenliydi ve kırsal bir yapıdan geliyordu.Zamanla büyük bir çevreye
çıktı ve karman çorman bir kültür dünyasıyla tanıştı.Etrafındakiler hep dışa
dönük canlı çocuklardı ve içlerinden birçoğu farklıÜrettiği türlü kurgu ve
saçmalıklarıyla yaşantınızı çekilmez kılar.Ama daha kötüsü de kendinize olan
güveninizi kaybetmenizdir, güveniniz çökerken lehinize olan hiçbir şeye
inanmazsınız, bu da zamanla libidonuzu ve yaşam arzunuzu çürütmeye başlar.Herkesten yanlış eğitimin
kişioğlu üzerindeki yıkımından söz edildiğini işittiniz.bilindik cümleler ise duymak istediğiniz şeyler değildi, bu
yüzden yolculuğa karar verdiniz.Fakat duymak istedikleriniz bu kez beklenmedik
bir şekilde gerçeğe dönüştü.dünya üzerinde yaşadığımız iç yıkım işin aslını
bilmediğimiz sürece hep bize karışık gelir; fakat içi yıkımı tasarlayan şey asıl
dinamiklerin ve doğal armatörlerin hep yanlış konumlandırmasından kaynaklanmıştır.
Yeryüzündeki yaşam kombinezyonları farklı eşleştirmelere sebep olur, güzele düşük bir
akıl verirken, çirkine dirençli bir enerji odağı sağlayabilir.yeteneklinin daha
zayıf bir çevresinin olması yada yoksulun parlak bir zekayla doğması,
imkansızın ise sıradışı usavurumları sunacak elit bir çevreden uzak kalması,
türetebilmesi bize kombinezyonların saçılımındaki farklılığı gösterir.Ancak bunun gibi özdeksel
olarak bize hiç benzemeyen çevrelerde
yetişmiş olmamız zamanla asıl benliğimizin törpülenmesine ve gerçek kimliğimizin sürüncemede kalmasına
sebep olur. Erken dönemlerinde insanoğlu henüz tam olarak güçlenmediği
dönemlerinde kendinden güçlü otoritelerle tanışır.Bu otoritelerin dirençleri
zamanla kendi içsel duyargaları sindirerek asıl niteliklerimiz ve içsel
kıymetlerimizi yozlaşır.
Çünkü bize
aşılanan şeyler kendi gereksinimiz olan iç dinamikler değil başkalarının
ürettiği yaşam tecrübeleri ve kişisel tecrübelerden fazlası değildir.Oysa
eğitimin ilk adımı biçimsel formlara yönelik usavurumları içermeliydi.Ancak
özbiçemsel vurgular tesadüfen işimize gelse bile, zamanla tinsel dokumuzua
zarar vermeye başlar ve bizi yıldırır.Böylelikle içsel dinamikleimiz zamanla
yanlış eğilimlere kapılarak sapmalara uğrar.Özünü kavrayamayan kişioğlu sanal
bir benlikle yaşamaya başlar
Kısacası
başkalırının fikirleriyle yaşarız ama baş bizim başımızdır.Başak duyguları
yaşatırız ama kan pompalayan kendi yüreğimizdir.ve alışkanlık kazanarak zamanla
bu benliğini kabullenir.Ancak zaman zaman bunalımlara girme nedenimizin tek bir
sebebi vardır, aslımıza ait olmayan yaşam aksesuarları yüklenmemiz.Kaçak
inşaatlar ve çakma aksesuarlar bize orjinalin kıymetini daha iyi anlamamıza
sebep olur.Gerçek bir beslenme ve doğru bir biolojik ritim atımı, spor ve
egzersiz ile sağlıklı bir hormonal yapımız olduğunu görecek ve sağlıklı
düşündüğünüze şahit olacaksınız.
Yeri gelmişken
bu konuya da öncelikle değinmek istiyoum.Kişioğlu bünyesi sağlıklı olmadığı
için korkar, korktuğu için bünyesi bozulmaz.Yani küçük sapmalar ve kuruntularla
gününüzün zehir olduğu anları bir tarafa brakırsanız, ardındaki temel
parçacığın sağlığımız olduğunu göreceksiniz.Size bunları söylememin çok fazla
nedenim var bunlardan en önemlisi de kişsel gelişime yönelenlerin uğradığı
hezimeti açıklamayla ilgili olan kısmı olacaktır kuşkusuz.Çünkü Kişisel gelişim
kavramlar üzerineyken , yanlış pekinleşmiş tinsel uyarlamaların sinirsel
ilintisi hem tinsel hem de nörolojik ve biolojiktir.Çünkü evresel bir aurlu şamadan
geçen ruhsal basamakların son adımında belki kişisel gelişim metodları küçük
bir ihtimalle kullanılabir.
O yüzden kaba
bir tabirle günlük takıntılarımızın da sebeplerini anlamış oluruz.Takıntı
yanlış yere konmuş dinamiklerimizin sinyalini verir.Bu yüzden takıntıları bir
tür arıza gibi görmemiz gerekecektir.Anlamasını bilenler için vücut dili
işaretlerle doludur.Özümüzü yakından ilgilendiren birçok dinamikler, kusurlu
çalışınca arıza verir.
Önemli olan
kendimizle ilgili dinamikleri yerleştirirken her bir noktayı doğru yere koymamız gerektiğidir.Bunuda ancak
kendimizi iyi tanıyarak yapabiliriz; fakat karşımızda küçük bir sorun daha
vardır, özümüzü en iyi karşılayan kavramlar nelerdir, kendimizi en iyi
hissettiren ve bizi huzurlu hissettiren mi? Yoksa zevk almamızı sağlayan mı,
yoksa güldüren mi? Sevdiren ya da sevindiren mi?
Dolayısıyla dönemsel birçok basmakalıp fikrin etkisi altına gireriz.Toplumsal
öğretiler bu klişelere saygı göstermemiz konusunda bizi sık sık uyarır.Yersiz
kavramların uşaklığını saygısal değerlerle karıştırarak çiğnemeden yutarken
içimizde direnen sesi duymayız bile.İçimizde bastırdığımız şeyi karşımızda bir
cinnet olarak buluncaya kadar epey zamanın geçmesi gerekecektir.Ama sonunda
kayabeden hep kendim olur çıkarız.
Eksiklik
olarak gördükleriniz belki de şanslı
olduğunuz taraflardır, popülist kültür her şeyi berbat eder!
Kişisel
gelişim kitapları kuşkusuz yaralıdır fakat herkese genellenemez.İşin garip tarafı sözcükler ve imgeler kişiyi
harekete geçirmez.Kişioğlu daha çok sinirsel diyalektiklerin odağında döllenir.
Yeni bir eklenti
daha yapmaya karar verdim: Biliyormusunuz hormonlarınız yavaşken daha çok
toksin biriktirirsiniz ve bu da sizi ağırlaştırır ve zamanlada isteksiz hale
gelmemenize sebep olur.Böylelikle, bıkkın halsiz ve isteksiz olmanıza yol açar.Bu durumu depresip ve takıntılı
fikirler izlemeye başlar, işte benimde parantez açmak istediğim konu da burada
başlıyor.Zamanla içinizde biriken toksinler ağır bir katman gibi tortu brakmaya
başlar ve duygusal dinamiklerinizi baskı altında tutmaya başlarlar.Zamanla da
fikirlerimizi olumsuz etkilemeye başlarlar.Bir konu üzerinde harekete geçme
kararı verdiğinizde , içinizdeki bu ağır katman istencinizi basar ve duygusal
enerji yükünüzü düşürerek istencinizin kuvvetini düşürerek istek gücünüzü
zayıflatarak güçlü motivasyonlar oluşturmanızı engellediğinden yapacağınız
eylemi başarısız hale getirir.Çünkü pek çok eylem güçlü duygularla insanları
etkileyerek sizi sonuca götürür.
Bu sebeple de eyleminiz her başarısızlığa
uğradığında kendinize olan öz güveniniz ne yazık ki zarar görür ve başarınız ve
değeriniz konusunda olumsuz fikirler üretmeye başlayarak önyargılı olmaya
başlarsınız.Zamanla da içinizdeki bu ağır tortu siz benimseyerek kabullenmeye
başladıkca karakteriz olmaya başlar ve içinizdeki asıl duygunun bu olduğunu
sanarak , bu duygusal halinize göre düşünmeye başlarsınız.Oysaki düşünce
biçminiz ve zihinsel yetileriniz bu konu hakkında size katılmayabilirler, bu
tortu yalnızca bir sis gibi zihinsel kanallarınızı tıkamıştır, oysa siz
zihinsel beceriksizliklere sahip, cesaretsiz ve korkak olmanızı doğuştan geldiğini
sanmıştınız.Ancak böyle bir düşünce yapısına sahip olma nedeniniz böyle bir
yapıya sahip olmanızdan değil, zihin kanallarınızın tıkanmasından
kaynaklanmıştır; taaki eğer doğuştan gelen genetik hastalıklarınız yoksa
eğer.Size tavsiyem bol bol spor yaparak ve
egzersizlerle zihin kanallarınızı açmanız olacak.Böylece yeniden
algılamayı deneyin yanıldığınızı göreceksiniz son bir tavsiye daha olumsuz
duygularınızı isimlendirmeyin çünkü olumsuz düşünceler zihin tıkanıklığından
kaynaklanan boğucu bir bunaltı olabilir, bu gerçek olayları yanlış
yorumlamanıza gerçekte olan bir doğru algılayışı iç huzursuzluğunuzu tanımlamak
için kullanırken gerçeği kaçırmamaya gayret gösteriniz.(Devam edecek..)
Biliyor
musunuz çok ilginç bir sırrımı keşfettim. Çünkü hayatın sırrı ve püf noktası olmaz bireylerin püf noktaları
vardır. Onu yakalamaya çalışmalı önce kendimizi keşfetmeliyiz.Aslında tek bir
şey değil, birden fazla şey: Aslında bunu sigarayı brakınca fark ettim.Vücudu
tümüyle harekete geçiren bir olgu sigara bağımlılığı.Kısaca konuya
giriyorum, benliğimizi oluşturan ve bizi
kendimiz yapan tinsel ögeler enerji aldığında şuurlu oluyoruz.Eğer bu tinsel
öğeler enerji almazsa boşluğa düşüyor, kendimizi değersiz hissediyor vs…
İkinci olay da
önyargılarla ilgili önyargılarmız ve korkularımız benliğimize kavuşamamamzınn
sonucudur, hayatın ve gerçeklerin değil.Tüm olay ne hissettiğimizde, ne
düşündüğümüzde değil, çünkü fikir benliğin boşluklarını doldurmaya yarayan bir
kurgu…
Takıntılardan
tutun da tüm vesveseler tam oturmayan
bir benliği simgeler.. takıntı ve endişeler enerjisiz benliktir.Olayları
yönlendiren aslında sizin benliğinizdir.



Yorumlar
Yorum Gönder