Yabancı Benlik
YABANCI BENLİK
Şuurun kapalı olması ne kötü bir şeydir.Sanki
kafanızın içindeki bütün damarlar tıkalı gibidir ve gerçek benliğinize bir
türlü ulaşamazsınız.Kendi benliğinizi hissetmenize neden olan birçok geçmiş
yaşantısı ve türlü türlü algı ve çağrışımlar kafanızda ordan oraya uçuşup
dururverir.
Başkalarının üzerinizdeki beklentileri, yetersizlik korkuları ve
gelecek kaygıları, sosyal çevrenizde karşılaştığınız durum olay ve yaklaşımlar,
şüpheler kaygılar, acelecilik, bencillik , telaş ve menfaat, kontrolsüz ve
doymamış duygular… tüm bunlar sinir sistemimizi zorlar ve kabul görmeyen olan
duygularsa bastırılır.Bastırma şekli genelde kendini sıkma şeklinde boy
gösterir.
Bu kendini kasma şekliyse sinir ve damarların çekilmesi ,daralmasına
sebep olur ve zamanla da hücre hacminde büzüşmelere sebep olarak
kan,enerji,oksijen iletiminin yetersizleşmesine sebep olur, zamanla da
sinirlerin deforme olarak daralması ve gelen enerjinin benliğe ulaşamadan
tıkanmasına ve geri çekilmesine sebep olur.Böyle olunca da ,yani benliğimize
enerji ulaşamayınca , benliğimiz ve algı duyum merkezlerimiz tam olarak enerji
alamadığından ,istemine göre gerekli olan hormonları çalıştıramaz.
Hormonal çalışma gerçekleşmeyince de ne yazık ki duygusal ve bilişsel farkındalık gereği gibi çalışmaz.İşte bu yüzden kendimiz olarak davranamayız ve içsel ve dışsal çevrenin tam olarak farkına varamayabilir, boşluk duygusu içinde kabus gibi yaşayıveririz.Dikkat ederseniz buradaki tüm etmenler aslında kısırdöngü şeklinde birbirini takip eden bir dizi döngüden ibarettir.Benlik boşlukta olduğu için dış etmenlere karşı korunmasız kalıyor ve dış müdahale nedeniyle zihnimiz mikrop kapıyor ve benliğe giren sayısız virüs zamanla sinir sistemimimizin tıkanmasına ,zihnimizin ağırlaşmasına sebep oluyor bu ise benliğe ulaşmamamızı engelleyerek bizi kendimizden koparıyor zamanla da benliğimizdeki boşluk daha da büyüyor ve sonrasında ada zamanla kendimizle ilgili olmayan bambaşka bir şeye dönüşerek büsbütün kendimize yabancılaşıyoruz.Tüm bu olumsuz müdahaleler benliğimizin üzerinde ağırlaşarak bizi etkisizleştiriyor ve sonrasında da ,iş kendimizi ifade etmek ve benliğimizi vurgulamaya geldiğinde türlü türlü geçmiş zaman algıları kötü çağrışımlar, takıntılar ve değişik bahaneleri benliğimiz bir anda karşısında buluveriyor.Bizi kendimizi ifade ettirmekten duygularımızı vurgulamaktan kendimiz olmaktan ötürü cezalandırılacağımız sanrısı aslında erken yaş dönemlerinden kalma bir anıdır.
Erken yaş dönemlerinde
çocuk oluğumuz için türlü kişilerin müdahalesiyle benliğimiz zaafa
uğramıştı.Çocukluk yıllarında benliğimiz korunmasız ve koca bir boşluk
içindeyken bize biz olma hakkı uzun bir süre verilmemişti.Bu nedenle kendi
benliğimiz üzerine yabancı bir benlik inşa edilirken bunu durduramamıştık.İşte
çocucuk beniği üzerie inşa edilen bunca yabancı ve dış etmenlerle oluşturlan
sahte benler zamanla gerçek benliğimizi örter ve kendi hislerimizi harekete
geçirebilecek öz benliğimiz etkisiz olduğu için hormonlarımızda bu yüzden tam
olarak çalışamaz.Ve hormonlarımız harekete geçemediği ve kendi benliğimize
ulaşamadığımız için zamanla yabancı benlerin oluşturduğu sahte dünyada, sahte
benlerin meydana getirdiği sayısız algı ve çağrışım, geçmişi birden karşımızda
fobi, kaygı ,semptom,saplantı ve
depresif duygu ve düşünceler olarak buluveririz.Şimdi Neden bunca ıvır
zıvırın kafamızda uçuştuğunu anlayabildik mi acaba? Önce kendi benliğimizi iyi
tanımamız gerekiyor.Ama daha da önce benliğimizdeki boşluğu İslami inanış ile
kapamak sonra benliğimize göre hareket etmek gerekiyor.Unutmayın şüpheye
kapılmadan dosdoğru.Yarın Benliğin
serbest dalınçtan neden çıktığı ve bunca şeyi öğrendikten sonra neden emin
olamadığına dair Anlak Piskolojisini inceleyeceğiz.
Ş Şimdi buradan hareketle Bugün başka bir buluşun peşindeyiz;
duyduklarınıza inanamayacaksınız, beklide kabulenmeyi ilk başta reddetmeyi
seçebilirsiniz ama dinlemek için biraz vaktiniz varsa işinize yarar birkaç şeyi
burada mırıldanmak istiyorum.Diyelim ki çözemediğiniz bir probleminiz var ve
kafanızda öylece duruveriyor.Ondan kurtulmak istiyorsunuz , içinizden atmak ve
onu sonsuza değin unutmak, ama hernasılsa siz unutmaya çalıştıkça birden bire
karşınızda beliriveriyor.Garip tarafı ise bazı zamanlar onu hiç hatırlamıyor
bazen de hatırladıkça sizi çileden büsbütün çıkarıveriyor.Oysaki problem her
şeyiyle aynı olmasına rağmen sizi farklı zamanlarda farklı birşekilde
etkileyiveriyor.İyide salt bir gerçekliğe sahip bu problem olgusu nasıl
değişkenleşebiliyor? Ya da yıllarca varlığını bildiğiniz bir konu nasıl oluyor
da birden bire hayatınıza bir problem olarak girmeyi başarabiliyor.Oysaki onun
varlığından haberdar olarak problemsiz geçen birçok seneleriniz olmuştu.Ya da
salt bir değer yapısına sahip bir kavram neden bir başkasında sevinçe sebep
olurken bir başkasına keder verebiliyor? Yoksa gerçek bir değişken midir veya
duyguların kendilerini ifade etmekte kullandığı birtür kıyafet olabilir mi!
Evet doğru tahmin ettiniz bugün yeni bir teoreme geçiyoruz.İsmi Byblis Denklemi! Bu enterasan denklemin öncüllerinden sonucuna kadar her bir ögeyi tek tek işlediğinizde karşınıza değişkenlerin oluşturduğu ve önceki derslerimizi destekleyen bir kuramla tanışmış olacaksınız.Bu kuramın her bir yapı taşında serbest hareket dolaşımını gerekli kılan enerjinin özgürleşmesi vardır.Yani enerji ya özgürdür yada tıkanmıştır.Tıkanmışsa ya engellenmiştir ve bu yüzden bastırlmıştır, yada fiziksel bir yetersizlik nedeniyle yolu kapalıdır.Bunun dışındaki dünyevi gerekçeler sadece kılıftır.Bu yüzden sebeplerin ve sonuçların sadece enerji dolaşımında izleyeceği yolun sağlamlığı açısından fayda vardır ve daha ilginci ise problemlerin farklı olmadığı sadece isimlerin aynı olduğuna ilişkin bir sav ile kuramımız açıklanabilir.Daha genel bir itibarıyla ortada enerjisini kaybeden bilincin düşme nedeniyle korku hormonlarını çalıştırması ve bilinçaltında erken yaşamın izlerine dair başak korkuları ifade eden bir araç vasıtasıyla içinde bulunan durumu açıklayan bir tür alarm sisteminin devreye girmesi söz konusudur.Yani enerji düşerken önce düşmenin etkisine balı olarak aynı enerji konumuna eşdeğer bir başka korku ve çağrışımı enerji seviyesinin benzerliğine göre buluyor ve sonra da bilinçaltımızdaki erken korkuları ifade eden bir anlatım aygıtına dönerek geçmiş yaşantının
Boşluğundan kaynaklanan bir korkuyu ifade dili
olarak işlev görüyor. Burada tuhaf olan şey şu, hiçbir korku öncülünün geçerli
bir sebep yada mantıksal bir fonksiyon düzeneğinde bir araya gelmemesi.Yani bu
ögeleri bir araya getiren unsurun aslında mantıksal yada akılsal bir rota izlemeksizin
hatta sırf enerji seviyelerindeki benzerliklerden yola çıkarak sanal bile olsa
yapay kurgularla korkusal enerji dalgasını ifade edebilecek çağrışımsal
algılarla döngüsünü tasarlaması.Peki bu bize neyi gösteriyor ve biz bundan neyi
anlamalıyız.Öncelikle Korkunun salt gerçek bir tehdit altında değilde sanal
uyarımlarla tepkimeye girmesini öncelikle benliğin zayıflığı ve özgüven
eksikliği ve enerjisel dalganmalarla açıklayabiliriz.Daha enterasanı ise Byblis
denklemiyle günlük yaşantımızdaki birçok polimiğe de ışık tutabiliriz.Örneğin
Konu aynı olamsına rağmen farklı partiler, ideolojiler ve düşünce akımları bize
mantık konusundaki çift algının kişileri farklı etkileyebileceğinde kendisini
göstermektedir.konuyu daha da ilginçleştirerek bambaşka konulara da buradan
ışık tutabiliriz.Bunlardan başlıcası sevgi ve aşk konusu olacak desem buna
şaşırır mıydınız acaba? Kişileri birbirine sevdiren şey ne dış görünüm ne boy
post, kılık kıyafet ne de kaş gözdür! Byblis Denklemi bize yine kavram ve
simgeleri büsbütün altüst eden yeni bir kavrayışa götürüyor; tamamen
hormonların doğru çalışması, enerjinin özgürleşmesi ve de enerjinin
odaklanması.Belki de yıllarca aynı şeyi kendinize sorup durmuşsunuzdur, nerde
hata yapıyorum diye?
Herşeyiniz tamam, yakışıklı ve kibarsınız, bilgili ve
kültürlü, hatta zengin bile sayılabilirsiniz ama neden işler tam yürümüyor
sizce.Byblis Denklemeinde kavram ve mantıksal kurgulamaların rastgele olduğunu
anlatmaya çalışmış, ancak bunların belirli orantılarla otonom bir çağrışım
zinciri izleyen bir dizgiye sahip olduğundan bahsetmiş hatta daha önceki
derslerimizde kişilerin bilinçli algılamalarının olmadığını sadece çağrışımsal
bir otonom zincir izleyerek otomatik bir kurgu izlediklerini, bunun dışında
mekanik bir zihin imleciyle sadece sınırlı algılamalara sahip olabildiğimizi bu
yüzden de sonsuz bir hareket mekanizmasına sahip olmadığımızı anlatmıştık, daha
doğrusu bu mekanik çağrışımsal zincirin bazı istisnalar dışında epey bilinç
üzerindeki etkisini anlatmıştık.(Buradaki savımız günlük hayatımızdaki
günübirlik rutin için geçerli olup tüm hayat evreleri için genellenemez,Yani belirli bir sıramla ve hierarşik sıra izleyip
de kategorileşmiş, şablon davranış yada yaşam şeklinin ardıl sıralamasıyla
rutin olmuş düünme şekli ve yaşama tarzını kastederken bunun duygudan izole
edilmiş şeklini kastediyoruz.
Yani kişi duygulansada duygulanmasada salt kendi
başına olan kavramların çağrışımlarının otonomluğunu kast ettik, tüm çsel
deneyimler buna dahil edilmedi, çünkü Hak Teala özgür olmayan bilinçleri,
makina gibi davrandıkları için imtihanından ötürü ahrette sorguya çekmezdi,
bilakis melek gibi olmamız gerekirdi) Bu yüzden düşünsel kurgulamalar ve
mantıksal taslaklar otonom iken, hormonal salgılamalar ise dönemseldir.Bundan
şunu anlamalıyız.Duygu düşünceye esir olunca ortaya ketlemeler ve zorlanımlar
çıkıyor ve bu yüzden de geriye enerjinin tutuklaşması kalıyor.Byblis Denklemi
bize nasıl depresyon esnasında kişinin sanal korkuları otonom olarak
izleyebildiğini ve mekanik bir dizgi izleyerek çağrışım fonksiyonunu
kullandığını gösterirken aslında sonuç olarak sanal korkuların oluşum
çekirdeğinde rassal bir başlatıcı
olduğunu da hayretle görürü bununla birlikte kavramların yada düşünsel
imleçlerin enerjinin akışında sadece bir kılıf yada simge görevinden öteye
gitmediğini burada hayretle görürüz.
b Buradaki deneyimizi imdi sevgi ve aşk
konusunda sınayacağız.En baştan dedik ki; düşünce ve kavramlar sadece kılıftır,
önemli olan enerjinin serbest dolaşımıdır.Enerji serbest dolaştırmak için de
güçlü bir benliğe ihtiyaç duyarız.Eğer benliğimiz oturmuşsa bu durumda enerji
de benliğine göre işleyen ve kesintisiz bir güç kaynağının peşinde akıcı bir
elektirik izlencesi oluşturacak ve sonuç olarak da enerjinin dolaşımı
problemsiz olarak başarılmış olacaktır.Ancak Byblis Denklemi bize bu serbest
dolaşım ı olan enerjinin bir nesne yada kişiye odaklanması halinde, açığa
çıkacak olan enerjinin yada duygusal reaksiyonun karşıdaki kişide de aynı beyin
bölgesini uyararka telapatik bir duygulaşmın benzerleşmesini de
sağlayacaktır.Garip olan şu ki ortaya çıkan bu enerjisel uyuşmanın mantıkla en
ufak bir ilgisinin olmamasıdır.Yani uğraştığınız bunca şey sonunda güvenip
zaman harcadığınız kavram ve kılıflar, enerji odaklanması sonunda tüm
bildiklerinizi alt üst edebilir. Münhasıran üzülerek belirtilmesi gereken konu
şudur ki; hepimiz sadece dinleyerek bu teoremlerden fayda umamayız, bunları gerçekten
kavramak ve bilinçli olarak idrak etmek de gerekir.Dolayısıyla sonuç olarak
elimizde bir dizi ipucu bulunuyor.birincisi gerçek olmayan bir tehlike karşısında
boğuşup durduğumuz sanal korkularla zaman kaybetmenin artık boşuna bir uğraş
olduğunu biliyorsunuz.Çünkü uğraştığınız şey bir problem değil tutunacak gerçek
bir düzeneği olmadığı için yada emniyetli bir yapı bulamadığı için kayıp düşen
enejinizdir.Bu eneri kayıp düşerken öz güvenininizin derinliğine göre daha
derine yada daha yüzeysel korkuları çağrıştırarak enerjinin serbest hareket
etmesini sağlayarak dolaşımını sürdürecektir.Enerjinin daha derinlerdeki bir
korkuyuyu çağrıştırmasında birçok etmen rol oynar, birincisi özgüven eksikliği,
ikincisi yaşam biyografisi, üçüncüsü konum ve imkan, dördüncüsü fiziksel
görünüm ve sosyal öevre, beşincisi ise fiziksel yeterlilik ile vücuttaki toksin
madde, yada enerji potansiyeli, aslında söylemeye gerek duymadım ama ilk sırada
inanç, hayat felsefesi tabiki başı çekiyor.
Bunun
basit örneğni okuma yazma bilmeyip de ruhsal dengesi daha sağlıklı olan birçok
kişide gösterebiliriz.Bununla beraber eğitim seviyesi fazla olup da ruhsal
dengesinde birçok takıntıları olan kişileri örnek gösterebiliirz.Çünkü ruhsal
denge bylis denklemine göre bilgi yada cahillkle sağlığını korumor.hatta gerçek
yada yanlışlarla da sağlıklı kalmıyor.Cenab- .Allah hiçbirşey öğrenmese bile
bozulmadan kalma imkanı tanımış, aksi takdir de Afrika yerlilerinin hepsinin
delirmesi gerekirdi.Kabullendikleri bunca batıla rağmen birçok klanın ruhu için
gereken sağlığı keşfetme yöntemlerinde ulaştıkları başarıyı başka dersimizde
yeniden işleyeceğiz.ona Tabi bunu biolojik olarak tam olarak düzelince ki, bunu
hissedersiniz, böylece enerji döngünüz eski seyrine geri dönmüş olur.Bu yama
süreci oturuken özgüveniz de size yardım edecektir, özgüveniniz eksikse bu
durumda b yama da eksik olabilir.Zaten içinizdeki zorlanımın nedeni bu tür
amalar yapan kişinin benliğinde zincirsel izgedeki tam oturmamışlıktır.Bu tam
oturmamışlık da zaten içsel dünyanızdaki hormonların akışını belirler, yama zinciriniz
ketlenmişse , hormonlaronızın akışıda ketli olabilir fakat özgüvenizi kendinize
fazlaysa yama zincirler benimsenir ve öz zincire dönüşür.Kısa bir ekleme olarak
ergenlik ve doğum sonrası depresyonlar buna benzer sayısız örneklerle
doludur.Bazıları hayatın anlamı, bazıları felsefe ve ideoloji vs.. gibi
nedenlerle bunalıma düşer.Bunun nedeni ergenlik bir hormonal değişimdir ve buna
bilişsel olarak hazırlıksız yakalnan, kişilik olarak bu döneme eksik giren
herinsan hormonal değişimin dalgasında kendisini fırtına ya yakalanmış bir gemi
gibi hisseder ve bu dalgalar o kişide belirsizik , kaygı ve korkuyu tetikler,
hatta bilinçten hormonal nedenlerle çekilen enerji kişide anlam yoklğuna ve
kargaşasına itiverirÇünkü bilişsel alandan çekilen enerji kişide anlam
oluşumunu sağlayan hücrelerden çekildiği ve elektirik iletimini yetersiz
bıraktığı için bu sefer kişiğlu algılarken eksikli duyar ve eksik algı
gerçekleştirdiği için ,algılamaları ona anlamsız manasız ve boş gelir, buyüzden
kişi böyllikle boşluğa düşer.Bu süreç aslında karekter bulma süreci olarak da
adlandırlabilir.Hatta byblis denkleminde birleşilen korkular geçmişte kalmış
erken anılar olmasına rağmen sanal zincirde gerçek bir korku pskplijinin
oluşmasını sağlar.Bu tıpkı 4d bir film izlemeye benzer.Filmde nerdeyse tren
raylarından düşermiş gibi hissedersiniz yada izlediğinin filimdeki bir
karaktermişcesine olayı izlersiniz fakat en korku anda bile korkmazsınız çünkü
bunun gerçek olmadığını başından beri bilmektesiniz.İşte Byblis denkleminde bu
4 D filmi izleyip korkular dğnyaına girdiğinizde bunun dabir bilinçaltı filmi
olduğunu sizlere anlatmak istiyor, boşu boşuna kafa yorduğuğunuz şeylerin
sadece aynı şey olduğunu kanıtlamaya çalışıyoruz.Fakat size yaptığımız bu
anlatılar için önce başarıya ulaşabilek için güçlü hissetmeli, olayın nedeninin
kavramalısınız.Aslına bakarsanız bilinçaltınızdaki bu yolculuk kişilere gerçek
benliklerini bulmalarını sağlarBenliğinizi hissettiğinizde (bkz.Anlak
Pskolojisi) kendinize dair duyumları aldığınıza zevkli bir algıyla tanışacaksınız.Bylesi
durumda içsel duygularınıza göre harektet edin ve canınız nasıl istiyorsa o
hislere dikkatinizi verin ve kendiniz olarak davranın, her ne koşulda olursa
olsun kendiniz gibi davranın ve kendiniz olun..Bu yüzden bu yolcluğu
tamamladığınızda karşınızda kendinizi bulmuş olacaksınız.Allah rast getirsin.
Bugün ise ilgimizi çekebilecek
başka bir konuya geçeceğiz, artık biliyoruz ki neile ilgili düşünürsek
düşünelim öncesinde buna ilişkin hissetmek zorundayız (teorik olarak öğretilmiş
argümanları saymazsak) , peki hislerimizi oluşturan salgılar birden bire
kesilirse, ya da tam tatmine dönüşemeden azalırsa veya duygularımızı güdüleyen
salgılar yetersiz üretimle karşı karşıyaysa işte o zaman neler olur? Birden
bire vazgeçmeler, kararsızlıklar, karamsarlıklar, kuruntular ve bahana
üretmeler.bunlar size tanıdık geliyor mu? Vücudumuzda eğer sağlıklı birşekilde enzim üretimi varsa salgılar bizi
sonuca gidene kadar güdüler ve motive eder, işte biz buna aşağı yukarı halk
dilinde İrade ismini veririz, her ne kadar kişisel gelişim bunu düşünsel olarak
adlandırsa bile kökü biyolojiktir.Enzim üretiminde iyi bir standart yaklamak
için se spor ve sağlıklı beslenme ve tabiki vücutta tıkalı bulunan gözenekleri
açmaki tıkalı damarları genişetmek , zehirli toksinleri ise dışarı vermek
gerekir,Çünki salgılanan enerji tıkalı bir partikül tabakasıyla karşılaşınca
zorlanıma girer ve sonunda da enerji ilgili gözeneğe giremeyerek geri
tepilir,bu kişide yetersizlik duygusunun gelişmesine,zamanlada bu kanaati
bneimsemesine sebep olur.Bu yüzden sinirleri gelişmeyen aşırı kilolu, algı
gözenekleri tıkalı kişilerdeki yetersizlik duygusu çoğu zaman biolojik
kökenlidir.Bu kişiler spor yaparak ,sağlıklı beslenerek sinirlerini
güçlendirebilir sonra da kendilelerini yeterlilik potansiyelinde
algılayabilirler.
Tabiki bunları yaparken kendimizi iyi tanımamız gerekiyor;
öncelikle hormonlarımız yavaş üretim yapıyorsa yada aynı pozisyonda uzun süre
bekleyince salgılarımız deforme olyorsa duruş şeklimiz değiştirmeli, ve daha
çok oksijen alabileceğimiz bir ortama çıkmamız gerekebilir,Buyüzden
salgılarımızı ve biyoritmizmize kulak verelim.Çünkü yavaş çalışan bir hormon
aynı zamnda çabuk deforme olabilir; buyüzden de bilgisayar baında oturu
vaziyette ok zaman kaybederken şuna dikkat edelim.Salgılar bu oturuş
pozisyonunda üretimini yavaşlatır ve çıkış yolu bulamadığı için de deforme
olur, yani verimsiz ve bunaltıcı bir daralmışlığa yol açarak tıkantıdğını bize
enerji dalgaları olarak ifade etmeye başlar.Biz buna halk dilinde sıkılma
deriz.Böyle bir anda bilinçli olarak salgıları canlandırıp yeni bir güdü
oluşturmaz ise kişi artık karamsarca şeyler hissedecektir.
İşte tam da bunu anlatmaya
çalışıyorum; yani neden depresif şeyler düşünmeye birden bire başladığımızı
açıklamaktı nyetim.Yukarıda yazdıklarımdan yola çıkarak kişinin depresif
algılamasının onun hormonlarıyla olan ilgisini aşama aşmam a ortak koymak için
bunları yazdım.Çünkü depresyonda önce kötü hissederiz sonra da hislerimiz
doğrultusunda karamsarca düşünmeye başlarız.Bu bize şunu gösterir: Aslında salt
özelliğinden ötürü hiçbir düşüncenin teorik olarak depresif bir biteliğinin
olmadığı sadece hormonal yaımızda meydana gelen
bir dalgalanmanın buna yol açtığını anlamamız gerekiyor.Burada düzgün
olmayan şeyinde düşünce zincirindeki yanlış ve koşullanmış kurgusundaki
çarpıklığın enerjinin takip edebileceği istikrarlı bir istikameti sekteye
uğratışı yüzünden emnerji dümelerle karşılaşır ve olumsuzluğa sebep olabilecek
bir dizi hormonun çalışmasına neden olur.Burdaki nokta şöyle dile getirilmelidir.Kişide
eğer benliğini ilgilinediren yada kişiliğini ilgilendiren konular hakkında
hiçbir fikir sahibi değilse bu durumda enerji benliği üzerinde bir yol ve çizgi
izleyemez böylelikle enerji bilişsel alandaki hücrelere enerji taşıyamadığından
enerji boğlmaya başlar ve bilişsel hormonları çalıştıramadığından defuze
olarak, boğuntuya sebep olarak düşey yada geri çekilen bir doğrltuda deforme
olur, bu durum kişiyi belirsizlik ve boşluk duygusuna sokar.Zamanla da kişi
elişmeyen benliği yüzünden bu alanla ilgili irtibatında karamsar ve çekimser
olarak kendisine olan güven duygusundaki zaafiyetyle içe kapnmaya başlar.Bu
yüzden benliği ön plana çıkarıp bilişsel konularda sorumluluk üstlenip
kendimizi yetkinleştirmeli, benliğimizi tüm yönleriyle savunmalıyız.Burada
Orpheus Sarmalıyla enerjinin izlediği yörüngenin benliğime olan katkılarının ne
kadar öok olduğunu açıklamak istedik.
Şimdi isterseniz önceki
derslerimizi yeniden hatırlayıp en başa dönelim: Bildiğimiz gibi enerjinin
takip ettiği bir yörüngesi var; bu yörüngenin ise üzerinde dolaştığı her bir
katagoride vucudun belirli gereksinimlerini harekete geçiren çeşitli hormonlar
var.bu yörüngede enerji döngüsünü sürdürrüken rutin olarak her şey
yolundadır.Fakat enerji artış gösterince ,elektirik akımı enerjiyi bu
yörüngenin üzerine çıkarıyorsa bu birtür sinir şiddet, cinsellik eğilimiyle,
azalış gösteriyorsa döngüden sapan enerjinin düşey harektele karamsarlık,
endişe, korku vss. Gibi içe dönük meyillenmelere sebep olduğunu
söylemiştik.Fakat konu enerji ne kadar düşerse düşsün adlandırılmadığı müddetçe
depresyon olaiyordu.Döngü üzerinde ki kavram&enerji bileşkesi döngünün
alışık olmadığı dönemsel bir enerji artış yada azalaışında zorlanma girerek, ya
şiddetli baskı ya da çözülüş le karşı karşıya gelir.Her iki durumda kişide
anlamszlık,kavram yokluğu, manasızlıkla sonuçlanır.İşte çözülüşle
karşılaşıldığında enerji düşey meyile
girdiğinde yeni elektirik yüküne uygun
isimler arar,çünkü bilinçaltındaki her bir algı çağrışımlarla işlemektedir.Bu
esnada ise bilinçaltımızda ve geçmişimizdeki düşünce zincirleri üzerinde yeni
bir yola doğru hareket başlıyacaktır.Eğer sağlıklı bir düşünce ve kavram
geçmişimiz varsa sarmal düşey harekette ilerleyip tekrar eski haline gelirken,
sağlıksız ve problemli olan geçmişe sahip kişilerde ise ne yazıkki olumsuz bir
zincir döngüsü oluşmaya başlayacaktır.Buradaki en nazik nokta ise şudur.Vücut
olumsuz algı üretirken, olumsuz duygular yaşarken, karamsarca şeyler düşünmeye
başlamamızdır.Olumsuz hislenişimiz esnasında en çok üzerinde durduğumuz ve
önemli sandığımız mesele üzerinden spekülasyon üretmemizin nedeni de budur.Bu
kavramı probleştirmeye başalar onun üzerinden komplo teorileri kurarız.Tıpkı bu
aşamada olan bir annenin gurbete giden çocuğu hakkında depresif şeyler
hissetmesi, ya da doğum sonrası kadının eşinin kendisinden soğumasından
korkması gibi.İşte burada bilişsel döngüdeki çatlağın sebep olduğu problemin
nelere sebep olduğunu görüyoruz.Buradaki önemli unsur ise şudur.Artık
bilinçatında önce bir çatlak oluşmuş buna bağlı olarak ortaya bir o an üzerinde
durulan bir problem meydana gelmiştir, bundan sonrakiaşama ise daha
önemlidir.Çünkü seçilen problemin özelliği bu problemi bir problemler zincirine
çevirebilir.Eğer özellik olarak çeşitli konulardan seçilen ve gittikçe dallanıp
budaklanan birbirine bağlanabilen ve üzerinde duruldukça yeni bir probleme
sebep olabilecek nitelikteyse bilinçaltında busefer düşen bu enerjiyi
bilinçaltında hareket ettiren yeni bir zincir oluşacak zamanla da bu tedbiri
alınmaz ise yeni bir döngü halini almaya başayacaktır.
Tabiki burada yapılması gereken
şey , ilk etapta karşımızdaki sorunun nasıl ortaya çıktığıyla ilgi
olmalıydı.Görülüyor ki ortaya çıkan mesele enerji düştükten sonra mesele olmaya
başlamış, enerji düşümünün verdiği güvensizlik duygusuna bir tepki olarak
meydana çıkan korkunun bir sonucu oalarak gözlemlenmiş, düşen enerjinin sebep
olduğu enerji&kavram sinirsel kompleksininde enerjininartık kavram ile
ilgili sinirsel, hücresel bağıtlarındaki gevşeme nedeniyle önemli saydığı kavram
üzerindeki egemneliğinin zaafa girmesi sebebiyle bu kavram üzerinde etkin
olamayacağı, elinden çıktığı ya da kaybedeceği duygusuyla , bu kavram üzerinden
spekilasyon üretmesi sebiyle korkunun baskı , tedirginlik, zorlanım sebebiyle
yozlaşmasını görürüz.Her ne tür bir problem olursa olsun bu ve bunun
açılımıolanlarda aynı konjüktürde olduklarından benzer olduklarını fark eder ve
onların tüm özelliklerini öznceki derslerimizde olduğu gibi tek bir kavram
olarak adlandırı, bilişsel olarak kavrar ve bilinçaltındaki bu problemi tek bir
bilişsel halka olarak bilişsel döngümüze enerjimiz yeterli olduğunda alır ve
normal pozisyonumuza dönmüş oluruz.Tedibir bizden takdir Allahtandır.







Yorumlar
Yorum Gönder