Yabancı Benlik


                                                                YABANCI BENLİK

*                                                                        


            Şuurun kapalı olması ne kötü bir şeydir.Sanki kafanızın içindeki bütün damarlar tıkalı gibidir ve gerçek benliğinize bir türlü ulaşamazsınız.Kendi benliğinizi hissetmenize neden olan birçok geçmiş yaşantısı ve türlü türlü algı ve çağrışımlar kafanızda ordan oraya uçuşup dururverir.


            Başkalarının üzerinizdeki beklentileri, yetersizlik korkuları ve gelecek kaygıları, sosyal çevrenizde karşılaştığınız durum olay ve yaklaşımlar, şüpheler kaygılar, acelecilik, bencillik , telaş ve menfaat, kontrolsüz ve doymamış duygular… tüm bunlar sinir sistemimizi zorlar ve kabul görmeyen olan duygularsa bastırılır.Bastırma şekli genelde kendini sıkma şeklinde boy gösterir.

              Bu kendini kasma şekliyse sinir ve damarların çekilmesi ,daralmasına sebep olur ve zamanla da hücre hacminde büzüşmelere sebep olarak kan,enerji,oksijen iletiminin yetersizleşmesine sebep olur, zamanla da sinirlerin deforme olarak daralması ve gelen enerjinin benliğe ulaşamadan tıkanmasına ve geri çekilmesine sebep olur.Böyle olunca da ,yani benliğimize enerji ulaşamayınca , benliğimiz ve algı duyum merkezlerimiz tam olarak enerji alamadığından ,istemine göre gerekli olan hormonları çalıştıramaz.

           

Hormonal çalışma gerçekleşmeyince de ne yazık ki duygusal ve bilişsel farkındalık gereği gibi çalışmaz.İşte bu yüzden kendimiz olarak davranamayız ve içsel ve dışsal çevrenin tam olarak farkına varamayabilir, boşluk duygusu içinde kabus gibi yaşayıveririz.Dikkat ederseniz buradaki tüm etmenler aslında kısırdöngü şeklinde birbirini takip eden bir dizi döngüden ibarettir.Benlik boşlukta olduğu için dış etmenlere karşı korunmasız kalıyor ve dış müdahale nedeniyle zihnimiz mikrop kapıyor ve benliğe giren sayısız virüs zamanla sinir sistemimimizin tıkanmasına ,zihnimizin ağırlaşmasına sebep oluyor bu ise benliğe ulaşmamamızı engelleyerek bizi kendimizden koparıyor zamanla da benliğimizdeki boşluk daha da büyüyor ve sonrasında ada zamanla kendimizle ilgili olmayan bambaşka bir şeye dönüşerek büsbütün kendimize yabancılaşıyoruz.Tüm bu olumsuz müdahaleler benliğimizin üzerinde ağırlaşarak bizi etkisizleştiriyor ve sonrasında da ,iş kendimizi ifade etmek ve benliğimizi vurgulamaya geldiğinde türlü türlü geçmiş zaman algıları kötü çağrışımlar, takıntılar ve değişik bahaneleri benliğimiz bir anda karşısında buluveriyor.Bizi kendimizi ifade ettirmekten duygularımızı  vurgulamaktan kendimiz olmaktan ötürü cezalandırılacağımız sanrısı aslında erken yaş dönemlerinden kalma bir anıdır.




         Erken yaş dönemlerinde çocuk oluğumuz için türlü kişilerin müdahalesiyle benliğimiz zaafa uğramıştı.Çocukluk yıllarında benliğimiz korunmasız ve koca bir boşluk içindeyken bize biz olma hakkı uzun bir süre verilmemişti.Bu nedenle kendi benliğimiz üzerine yabancı bir benlik inşa edilirken bunu durduramamıştık.İşte çocucuk beniği üzerie inşa edilen bunca yabancı ve dış etmenlerle oluşturlan sahte benler zamanla gerçek benliğimizi örter ve kendi hislerimizi harekete geçirebilecek öz benliğimiz etkisiz olduğu için hormonlarımızda bu yüzden tam olarak çalışamaz.Ve hormonlarımız harekete geçemediği ve kendi benliğimize ulaşamadığımız için zamanla yabancı benlerin oluşturduğu sahte dünyada, sahte benlerin meydana getirdiği sayısız algı ve çağrışım, geçmişi birden karşımızda fobi, kaygı ,semptom,saplantı ve  depresif duygu ve düşünceler olarak buluveririz.Şimdi Neden bunca ıvır zıvırın kafamızda uçuştuğunu anlayabildik mi acaba? Önce kendi benliğimizi iyi tanımamız gerekiyor.Ama daha da önce benliğimizdeki boşluğu İslami inanış ile kapamak sonra benliğimize göre hareket etmek gerekiyor.Unutmayın şüpheye kapılmadan  dosdoğru.Yarın Benliğin serbest dalınçtan neden çıktığı ve bunca şeyi öğrendikten sonra neden emin olamadığına dair Anlak Piskolojisini inceleyeceğiz.

Ş          Şimdi buradan hareketle Bugün başka bir buluşun peşindeyiz; duyduklarınıza inanamayacaksınız, beklide kabulenmeyi ilk başta reddetmeyi seçebilirsiniz ama dinlemek için biraz vaktiniz varsa işinize yarar birkaç şeyi burada mırıldanmak istiyorum.Diyelim ki çözemediğiniz bir probleminiz var ve kafanızda öylece duruveriyor.Ondan kurtulmak istiyorsunuz , içinizden atmak ve onu sonsuza değin unutmak, ama hernasılsa siz unutmaya çalıştıkça birden bire karşınızda beliriveriyor.Garip tarafı ise bazı zamanlar onu hiç hatırlamıyor bazen de hatırladıkça sizi çileden büsbütün çıkarıveriyor.Oysaki problem her şeyiyle aynı olmasına rağmen sizi farklı zamanlarda farklı birşekilde etkileyiveriyor.İyide salt bir gerçekliğe sahip bu problem olgusu nasıl değişkenleşebiliyor? Ya da yıllarca varlığını bildiğiniz bir konu nasıl oluyor da birden bire hayatınıza bir problem olarak girmeyi başarabiliyor.Oysaki onun varlığından haberdar olarak problemsiz geçen birçok seneleriniz olmuştu.Ya da salt bir değer yapısına sahip bir kavram neden bir başkasında sevinçe sebep olurken bir başkasına keder verebiliyor? Yoksa gerçek bir değişken midir veya duyguların kendilerini ifade etmekte kullandığı birtür kıyafet olabilir mi!


*            
   Evet doğru tahmin ettiniz bugün yeni bir teoreme geçiyoruz.İsmi Byblis Denklemi! Bu enterasan denklemin öncüllerinden sonucuna kadar her bir ögeyi tek tek işlediğinizde karşınıza değişkenlerin oluşturduğu ve önceki derslerimizi destekleyen bir kuramla tanışmış olacaksınız.Bu kuramın her bir yapı taşında serbest hareket dolaşımını gerekli kılan enerjinin özgürleşmesi vardır.Yani enerji ya özgürdür yada tıkanmıştır.Tıkanmışsa ya engellenmiştir ve bu yüzden bastırlmıştır, yada fiziksel bir yetersizlik nedeniyle yolu kapalıdır.Bunun dışındaki dünyevi gerekçeler sadece kılıftır.Bu yüzden sebeplerin ve sonuçların sadece enerji dolaşımında izleyeceği yolun sağlamlığı açısından fayda vardır ve daha ilginci ise problemlerin farklı olmadığı sadece isimlerin aynı olduğuna ilişkin bir sav ile kuramımız açıklanabilir.Daha genel bir itibarıyla ortada enerjisini kaybeden bilincin düşme nedeniyle korku hormonlarını çalıştırması ve bilinçaltında erken yaşamın izlerine dair başak korkuları ifade eden bir araç vasıtasıyla içinde bulunan durumu açıklayan bir tür alarm sisteminin devreye girmesi söz konusudur.Yani enerji düşerken önce düşmenin etkisine balı olarak aynı enerji konumuna eşdeğer bir başka korku ve çağrışımı enerji seviyesinin benzerliğine göre buluyor ve sonra da bilinçaltımızdaki erken korkuları ifade eden bir anlatım aygıtına dönerek geçmiş yaşantının
*     

              Boşluğundan kaynaklanan bir korkuyu ifade dili olarak işlev görüyor. Burada tuhaf olan şey şu, hiçbir korku öncülünün geçerli bir sebep yada mantıksal bir fonksiyon düzeneğinde bir araya gelmemesi.Yani bu ögeleri bir araya getiren unsurun aslında mantıksal yada akılsal bir rota izlemeksizin hatta sırf enerji seviyelerindeki benzerliklerden yola çıkarak sanal bile olsa yapay kurgularla korkusal enerji dalgasını ifade edebilecek çağrışımsal algılarla döngüsünü tasarlaması.Peki bu bize neyi gösteriyor ve biz bundan neyi anlamalıyız.Öncelikle Korkunun salt gerçek bir tehdit altında değilde sanal uyarımlarla tepkimeye girmesini öncelikle benliğin zayıflığı ve özgüven eksikliği ve enerjisel dalganmalarla açıklayabiliriz.Daha enterasanı ise Byblis denklemiyle günlük yaşantımızdaki birçok polimiğe de ışık tutabiliriz.Örneğin Konu aynı olamsına rağmen farklı partiler, ideolojiler ve düşünce akımları bize mantık konusundaki çift algının kişileri farklı etkileyebileceğinde kendisini göstermektedir.konuyu daha da ilginçleştirerek bambaşka konulara da buradan ışık tutabiliriz.Bunlardan başlıcası sevgi ve aşk konusu olacak desem buna şaşırır mıydınız acaba? Kişileri birbirine sevdiren şey ne dış görünüm ne boy post, kılık kıyafet ne de kaş gözdür! Byblis Denklemi bize yine kavram ve simgeleri büsbütün altüst eden yeni bir kavrayışa götürüyor; tamamen hormonların doğru çalışması, enerjinin özgürleşmesi ve de enerjinin odaklanması.Belki de yıllarca aynı şeyi kendinize sorup durmuşsunuzdur, nerde hata yapıyorum diye?

              Herşeyiniz tamam, yakışıklı ve kibarsınız, bilgili ve kültürlü, hatta zengin bile sayılabilirsiniz ama neden işler tam yürümüyor sizce.Byblis Denklemeinde kavram ve mantıksal kurgulamaların rastgele olduğunu anlatmaya çalışmış, ancak bunların belirli orantılarla otonom bir çağrışım zinciri izleyen bir dizgiye sahip olduğundan bahsetmiş hatta daha önceki derslerimizde kişilerin bilinçli algılamalarının olmadığını sadece çağrışımsal bir otonom zincir izleyerek otomatik bir kurgu izlediklerini, bunun dışında mekanik bir zihin imleciyle sadece sınırlı algılamalara sahip olabildiğimizi bu yüzden de sonsuz bir hareket mekanizmasına sahip olmadığımızı anlatmıştık, daha doğrusu bu mekanik çağrışımsal zincirin bazı istisnalar dışında epey bilinç üzerindeki etkisini anlatmıştık.(Buradaki savımız günlük hayatımızdaki günübirlik rutin için geçerli olup tüm hayat evreleri için genellenemez,Yani  belirli bir sıramla ve hierarşik sıra izleyip de kategorileşmiş, şablon davranış yada yaşam şeklinin ardıl sıralamasıyla rutin olmuş düünme şekli ve yaşama tarzını kastederken bunun duygudan izole edilmiş şeklini kastediyoruz.

      Yani kişi duygulansada duygulanmasada salt kendi başına olan kavramların çağrışımlarının otonomluğunu kast ettik, tüm çsel deneyimler buna dahil edilmedi, çünkü Hak Teala özgür olmayan bilinçleri, makina gibi davrandıkları için imtihanından ötürü ahrette sorguya çekmezdi, bilakis melek gibi olmamız gerekirdi) Bu yüzden düşünsel kurgulamalar ve mantıksal taslaklar otonom iken, hormonal salgılamalar ise dönemseldir.Bundan şunu anlamalıyız.Duygu düşünceye esir olunca ortaya ketlemeler ve zorlanımlar çıkıyor ve bu yüzden de geriye enerjinin tutuklaşması kalıyor.Byblis Denklemi bize nasıl depresyon esnasında kişinin sanal korkuları otonom olarak izleyebildiğini ve mekanik bir dizgi izleyerek çağrışım fonksiyonunu kullandığını gösterirken aslında sonuç olarak sanal korkuların oluşum çekirdeğinde rassal  bir başlatıcı olduğunu da hayretle görürü bununla birlikte kavramların yada düşünsel imleçlerin enerjinin akışında sadece bir kılıf yada simge görevinden öteye gitmediğini burada hayretle görürüz.

b      Buradaki deneyimizi imdi sevgi ve aşk konusunda sınayacağız.En baştan dedik ki; düşünce ve kavramlar sadece kılıftır, önemli olan enerjinin serbest dolaşımıdır.Enerji serbest dolaştırmak için de güçlü bir benliğe ihtiyaç duyarız.Eğer benliğimiz oturmuşsa bu durumda enerji de benliğine göre işleyen ve kesintisiz bir güç kaynağının peşinde akıcı bir elektirik izlencesi oluşturacak ve sonuç olarak da enerjinin dolaşımı problemsiz olarak başarılmış olacaktır.Ancak Byblis Denklemi bize bu serbest dolaşım ı olan enerjinin bir nesne yada kişiye odaklanması halinde, açığa çıkacak olan enerjinin yada duygusal reaksiyonun karşıdaki kişide de aynı beyin bölgesini uyararka telapatik bir duygulaşmın benzerleşmesini de sağlayacaktır.Garip olan şu ki ortaya çıkan bu enerjisel uyuşmanın mantıkla en ufak bir ilgisinin olmamasıdır.Yani uğraştığınız bunca şey sonunda güvenip zaman harcadığınız kavram ve kılıflar, enerji odaklanması sonunda tüm bildiklerinizi alt üst edebilir. Münhasıran üzülerek belirtilmesi gereken konu şudur ki; hepimiz sadece dinleyerek bu teoremlerden fayda umamayız, bunları gerçekten kavramak ve bilinçli olarak idrak etmek de gerekir.Dolayısıyla sonuç olarak elimizde bir dizi ipucu bulunuyor.birincisi gerçek olmayan bir tehlike karşısında boğuşup durduğumuz sanal korkularla zaman kaybetmenin artık boşuna bir uğraş olduğunu biliyorsunuz.Çünkü uğraştığınız şey bir problem değil tutunacak gerçek bir düzeneği olmadığı için yada emniyetli bir yapı bulamadığı için kayıp düşen enejinizdir.Bu eneri kayıp düşerken öz güvenininizin derinliğine göre daha derine yada daha yüzeysel korkuları çağrıştırarak enerjinin serbest hareket etmesini sağlayarak dolaşımını sürdürecektir.Enerjinin daha derinlerdeki bir korkuyuyu çağrıştırmasında birçok etmen rol oynar, birincisi özgüven eksikliği, ikincisi yaşam biyografisi, üçüncüsü konum ve imkan, dördüncüsü fiziksel görünüm ve sosyal öevre, beşincisi ise fiziksel yeterlilik ile vücuttaki toksin madde, yada enerji potansiyeli, aslında söylemeye gerek duymadım ama ilk sırada inanç, hayat felsefesi tabiki başı çekiyor.


*      İsterseniz şimdi yazdıklarımızı bir toparlayalım ve elimizde ne varmış bir bakalım.Enerjimiz düşüyor ve bilnçaltına doğru ilerliyor.İşte tam burada duralım ve neden enerjinin düştüğünü anlamaya çalışalım.Düşme aşamasına gelmeden önce bilincimizin geldiği durum buz tutmuş bir suya benzer.Ve çatlamadan öncede de bir darbeye ihtiyaç duyar.Ancak enteresan tarafı kişioğlunun bu darbenin rastgele bir darbe olduğundan haberinin olmamasıdır.Kişioğlu rastgele darbeyle karşılaşıncaya kadar piskolojik yapısı iyice hassaslaşır.böylesi durumlarda o an kendisi için önemli olan kavramları denetlemeye başlar çünkü kendisini enerjisi  bilincinden çekimeye başladığı için yetersiz hissetmektedir.Bu esnada yetersiz hissettiği konular hakkında kaygılanmaya başlar ve bir yada birkaç etmenin etkisiyle karşılaştığında baş edemeyeceğini düşünerek ilk çatırtıyla beraber bilincinde bir boşluk açılır.Bu boşluğun açıldığı yer bilinçaltıyken , boşlukta enerjinin düşerken izlediği rota önemli görüldü için kaygılanılan kabramın ters simetriğidir.Bu ters simetride kavram korku zincirini izlyerek erken yaş korkularıyla birleşir.Sonunda ortaya gerçek bir cadı kazanı çıkar.Daha kötüsü ise bilinçaltında böylesi bir cadı kazın ve dev bir korku zinciri oluşmuşken, işler daha kötüye gider ve problemi olan kimse içindeki korku dünyasını gerçek sanarak kafasındaki korkunun çağırdığı heryere gitmeye başlar.Korkuyu kısacası takip eder.Bu takip tamamen çıkmaz bir sokak gibidir ve kişi takip etmezse bu korku dünyasından çıkamayacağına inanır , takipin sonunda kendini iyi hissedeceğine inanmaktadır, fakat bu çıkmaz yol aslında bizi başka bir korkuyla tanıştırmaktan başka bir şeye yaramaz.Daha kötüsü ise kişi bu problemleriyle iç dünyasında savaşırken aynı zamanda dış dünyada da akıp gitmekte olan başka bir hayatla karşı karşıyadır.




*      Daha daha kötüsü ise artık içdünyamız korkuyla tanışmış ve aldığımız enerjinin korkuya dönüştüğü bir iç yaşantıyla karşı karşıya kalmış olmaktayız.Bunun kötü olan tarafı ise ne hissediyorsak onu düşünürüz ilkesiyle , korku hissettiğimiz için de dışarıdan aldığmız her algının korkuya dönüşme ve semptomlaşma riskinden ötürü dış dünyadan kaçma ve sakınma eylemlerinin başlamasıdır.Birçok fobi bu aşamada ortaya çıkar taaki kişi bu sanal korku zincirinin mantığını keşfedene ve ortak noktalrından işleyiş kuralını fark edene kadar.Görüldüğü gibi depresyonun ilk adımı aslına bakarsanız yalnızca değişken bir ögenin etkisine bağlı hatta rastlantısal bir etmen( tasavvufta rastlantı yoktur) yani başka bir neden yahut alakasız bir şey de olabilirdi, buradaki mantık etmen değil, bilincin güçsüzleşmesidir.İkinci konu ise enerjinin düşebilmek için bir çatlağa ihtiyaç duymasıdır.Bu çatlak ise daha çok kişinin o ana önem verdiği bir kavram ile ilgili olmasıdır.Burada Byblis Deneklemi hertürlü işler ve şöyle sorar il sorusunu? Bu çatlağın oluşacağı kavram başka bir kavram da olabilir miydi? Çatlağın oluşacağı kavram oan önemli olduğu yeni kavranmışmıydı yad daha önceden bilinin bir şey mıydi?Çatlak oluştuktan sonra enerjinin korkuya dönüşeceği semptom korkusu ,daha önce deneyimlenmiş başka bir korkunun çağrışımına uyarlanmışmıdır? Bu soruları cevaplarken bilinçaltındaki kırılmanın nedeni olan tüm faktörlerin  değişken ve rastgele bir faktörle başlayıp asıl fonksyonla bir ilgisinin olmadığını, yanlış olanın ise rassal bir çağrışımla bunun erken dönem ve güncel objelerle birleşerek derilik algısına dönüşümüne göz yumulmasının asıl problemi teşkil ettiğini anlamamız gerekir.Ben bunu daha çaok zayıflayan devletlerdeki iç savaşlara , terör olaylarına benzetirim.Yetkililer olayın asıl nedenleriyle mücadele etmeden sadece bastırmaya çalışırlarsa karşılarında boş bir mücadele verilmiş sonu gelmeyen bir savaş bulurlar.Hatırlarsanız gezi parkı eylemleri bir ağaç kesilmesi olayına tepki gibi başlamıştı aslında bu tek parti yönetimine bir tepkiydi.Kişideki depresyon ise yaşam koşullarındaki olumsuzluğa ve değişime uyum sağlayamayan vücuda bir tepkidir.Liseyi bitiren bir öğrenci eve kapanıp tüm sosyal çevresini bir kenara bırakırsa bilinç alanını daraltır sonunda da enerjisi bilincindeki birçok algı kanalından çekiliverir.Sonuçta bilinçten enerji çekilirken ortada az bir bilinç alanı koca bir bünyeyi idare ederken yetersizlik duygusuna mutsuzluk duygusuna kapılır.İşte problemin ana kaynağı enerjinin bilinç kanallarında azalmasıdır.Burada yapılması gereken enerjiyi bilince kazandırmak ve sosyal çevre faaliyet ve spor iken bu durum karşısında sessizkalmak sadece bilinç altında bir çatlağın oluşmasına  ve bu çatlaktan bilinçaltındaki diğer korkulara bir korku zinciri oluşmasına sebep olur.Daha kısa ve öz tanımıyla başlangıcı rassal olan ve zincirine halka krmak için enerji durumuna göre herhangi bir semptmik korku seçen sanal korkunuzu tam olarak kavradıysanız bu olayın tüm seyir ve akışını bilişsel bir tek kavram haline getirip yeni bir zincir oluşturduğunuz ve bunu da bilinçüstünüze , hemde oluşan çatlağın tam üstüne yamadığınızı gösterir.Byblis denklemine göre bir örnek de toplumsal eğitim seviyesine yapacağımız atıfla pekiştirilecek.Ruhsal denegenin sağlıklı olmasının öğrenilen bilgilerle yada cahillik veya doçent olmayla bir ilgisi yok, yani çok şey öğrenmeniz sizi daha ruhsal olarak sağlıklı yapmaz.



Bunun basit örneğni okuma yazma bilmeyip de ruhsal dengesi daha sağlıklı olan birçok kişide gösterebiliriz.Bununla beraber eğitim seviyesi fazla olup da ruhsal dengesinde birçok takıntıları olan kişileri örnek gösterebiliirz.Çünkü ruhsal denge bylis denklemine göre bilgi yada cahillkle sağlığını korumor.hatta gerçek yada yanlışlarla da sağlıklı kalmıyor.Cenab- .Allah hiçbirşey öğrenmese bile bozulmadan kalma imkanı tanımış, aksi takdir de Afrika yerlilerinin hepsinin delirmesi gerekirdi.Kabullendikleri bunca batıla rağmen birçok klanın ruhu için gereken sağlığı keşfetme yöntemlerinde ulaştıkları başarıyı başka dersimizde yeniden işleyeceğiz.ona Tabi bunu biolojik olarak tam olarak düzelince ki, bunu hissedersiniz, böylece enerji döngünüz eski seyrine geri dönmüş olur.Bu yama süreci oturuken özgüveniz de size yardım edecektir, özgüveniniz eksikse bu durumda b yama da eksik olabilir.Zaten içinizdeki zorlanımın nedeni bu tür amalar yapan kişinin benliğinde zincirsel izgedeki tam oturmamışlıktır.Bu tam oturmamışlık da zaten içsel dünyanızdaki hormonların akışını belirler, yama zinciriniz ketlenmişse , hormonlaronızın akışıda ketli olabilir fakat özgüvenizi kendinize fazlaysa yama zincirler benimsenir ve öz zincire dönüşür.Kısa bir ekleme olarak ergenlik ve doğum sonrası depresyonlar buna benzer sayısız örneklerle doludur.Bazıları hayatın anlamı, bazıları felsefe ve ideoloji vs.. gibi nedenlerle bunalıma düşer.Bunun nedeni ergenlik bir hormonal değişimdir ve buna bilişsel olarak hazırlıksız yakalnan, kişilik olarak bu döneme eksik giren herinsan hormonal değişimin dalgasında kendisini fırtına ya yakalanmış bir gemi gibi hisseder ve bu dalgalar o kişide belirsizik , kaygı ve korkuyu tetikler, hatta bilinçten hormonal nedenlerle çekilen enerji kişide anlam yoklğuna ve kargaşasına itiverirÇünkü bilişsel alandan çekilen enerji kişide anlam oluşumunu sağlayan hücrelerden çekildiği ve elektirik iletimini yetersiz bıraktığı için bu sefer kişiğlu algılarken eksikli duyar ve eksik algı gerçekleştirdiği için ,algılamaları ona anlamsız manasız ve boş gelir, buyüzden kişi böyllikle boşluğa düşer.Bu süreç aslında karekter bulma süreci olarak da adlandırlabilir.Hatta byblis denkleminde birleşilen korkular geçmişte kalmış erken anılar olmasına rağmen sanal zincirde gerçek bir korku pskplijinin oluşmasını sağlar.Bu tıpkı 4d bir film izlemeye benzer.Filmde nerdeyse tren raylarından düşermiş gibi hissedersiniz yada izlediğinin filimdeki bir karaktermişcesine olayı izlersiniz fakat en korku anda bile korkmazsınız çünkü bunun gerçek olmadığını başından beri bilmektesiniz.İşte Byblis denkleminde bu 4 D filmi izleyip korkular dğnyaına girdiğinizde bunun dabir bilinçaltı filmi olduğunu sizlere anlatmak istiyor, boşu boşuna kafa yorduğuğunuz şeylerin sadece aynı şey olduğunu kanıtlamaya çalışıyoruz.Fakat size yaptığımız bu anlatılar için önce başarıya ulaşabilek için güçlü hissetmeli, olayın nedeninin kavramalısınız.Aslına bakarsanız bilinçaltınızdaki bu yolculuk kişilere gerçek benliklerini bulmalarını sağlarBenliğinizi hissettiğinizde (bkz.Anlak Pskolojisi) kendinize dair duyumları aldığınıza zevkli bir algıyla tanışacaksınız.Bylesi durumda içsel duygularınıza göre harektet edin ve canınız nasıl istiyorsa o hislere dikkatinizi verin ve kendiniz olarak davranın, her ne koşulda olursa olsun kendiniz gibi davranın ve kendiniz olun..Bu yüzden bu yolcluğu tamamladığınızda karşınızda kendinizi bulmuş olacaksınız.Allah rast getirsin.


Bugün ise ilgimizi çekebilecek başka bir konuya geçeceğiz, artık biliyoruz ki neile ilgili düşünürsek düşünelim öncesinde buna ilişkin hissetmek zorundayız (teorik olarak öğretilmiş argümanları saymazsak) , peki hislerimizi oluşturan salgılar birden bire kesilirse, ya da tam tatmine dönüşemeden azalırsa veya duygularımızı güdüleyen salgılar yetersiz üretimle karşı karşıyaysa işte o zaman neler olur? Birden bire vazgeçmeler, kararsızlıklar, karamsarlıklar, kuruntular ve bahana üretmeler.bunlar size tanıdık geliyor mu? Vücudumuzda eğer sağlıklı  birşekilde enzim üretimi varsa salgılar bizi sonuca gidene kadar güdüler ve motive eder, işte biz buna aşağı yukarı halk dilinde İrade ismini veririz, her ne kadar kişisel gelişim bunu düşünsel olarak adlandırsa bile kökü biyolojiktir.Enzim üretiminde iyi bir standart yaklamak için se spor ve sağlıklı beslenme ve tabiki vücutta tıkalı bulunan gözenekleri açmaki tıkalı damarları genişetmek , zehirli toksinleri ise dışarı vermek gerekir,Çünki salgılanan enerji tıkalı bir partikül tabakasıyla karşılaşınca zorlanıma girer ve sonunda da enerji ilgili gözeneğe giremeyerek geri tepilir,bu kişide yetersizlik duygusunun gelişmesine,zamanlada bu kanaati bneimsemesine sebep olur.Bu yüzden sinirleri gelişmeyen aşırı kilolu, algı gözenekleri tıkalı kişilerdeki yetersizlik duygusu çoğu zaman biolojik kökenlidir.Bu kişiler spor yaparak ,sağlıklı beslenerek sinirlerini güçlendirebilir sonra da kendilelerini yeterlilik potansiyelinde algılayabilirler.
Tabiki bunları yaparken kendimizi iyi tanımamız gerekiyor; öncelikle hormonlarımız yavaş üretim yapıyorsa yada aynı pozisyonda uzun süre bekleyince salgılarımız deforme olyorsa duruş şeklimiz değiştirmeli, ve daha çok oksijen alabileceğimiz bir ortama çıkmamız gerekebilir,Buyüzden salgılarımızı ve biyoritmizmize kulak verelim.Çünkü yavaş çalışan bir hormon aynı zamnda çabuk deforme olabilir; buyüzden de bilgisayar baında oturu vaziyette ok zaman kaybederken şuna dikkat edelim.Salgılar bu oturuş pozisyonunda üretimini yavaşlatır ve çıkış yolu bulamadığı için de deforme olur, yani verimsiz ve bunaltıcı bir daralmışlığa yol açarak tıkantıdğını bize enerji dalgaları olarak ifade etmeye başlar.Biz buna halk dilinde sıkılma deriz.Böyle bir anda bilinçli olarak salgıları canlandırıp yeni bir güdü oluşturmaz ise kişi artık karamsarca şeyler hissedecektir.


İşte tam da bunu anlatmaya çalışıyorum; yani neden depresif şeyler düşünmeye birden bire başladığımızı açıklamaktı nyetim.Yukarıda yazdıklarımdan yola çıkarak kişinin depresif algılamasının onun hormonlarıyla olan ilgisini aşama aşmam a ortak koymak için bunları yazdım.Çünkü depresyonda önce kötü hissederiz sonra da hislerimiz doğrultusunda karamsarca düşünmeye başlarız.Bu bize şunu gösterir: Aslında salt özelliğinden ötürü hiçbir düşüncenin teorik olarak depresif bir biteliğinin olmadığı sadece hormonal yaımızda meydana gelen  bir dalgalanmanın buna yol açtığını anlamamız gerekiyor.Burada düzgün olmayan şeyinde düşünce zincirindeki yanlış ve koşullanmış kurgusundaki çarpıklığın enerjinin takip edebileceği istikrarlı bir istikameti sekteye uğratışı yüzünden emnerji dümelerle karşılaşır ve olumsuzluğa sebep olabilecek bir dizi hormonun çalışmasına neden olur.Burdaki nokta şöyle dile getirilmelidir.Kişide eğer benliğini ilgilinediren yada kişiliğini ilgilendiren konular hakkında hiçbir fikir sahibi değilse bu durumda enerji benliği üzerinde bir yol ve çizgi izleyemez böylelikle enerji bilişsel alandaki hücrelere enerji taşıyamadığından enerji boğlmaya başlar ve bilişsel hormonları çalıştıramadığından defuze olarak, boğuntuya sebep olarak düşey yada geri çekilen bir doğrltuda deforme olur, bu durum kişiyi belirsizlik ve boşluk duygusuna sokar.Zamanla da kişi elişmeyen benliği yüzünden bu alanla ilgili irtibatında karamsar ve çekimser olarak kendisine olan güven duygusundaki zaafiyetyle içe kapnmaya başlar.Bu yüzden benliği ön plana çıkarıp bilişsel konularda sorumluluk üstlenip kendimizi yetkinleştirmeli, benliğimizi tüm yönleriyle savunmalıyız.Burada Orpheus Sarmalıyla enerjinin izlediği yörüngenin benliğime olan katkılarının ne kadar öok olduğunu açıklamak istedik.




Şimdi isterseniz önceki derslerimizi yeniden hatırlayıp en başa dönelim: Bildiğimiz gibi enerjinin takip ettiği bir yörüngesi var; bu yörüngenin ise üzerinde dolaştığı her bir katagoride vucudun belirli gereksinimlerini harekete geçiren çeşitli hormonlar var.bu yörüngede enerji döngüsünü sürdürrüken rutin olarak her şey yolundadır.Fakat enerji artış gösterince ,elektirik akımı enerjiyi bu yörüngenin üzerine çıkarıyorsa bu birtür sinir şiddet, cinsellik eğilimiyle, azalış gösteriyorsa döngüden sapan enerjinin düşey harektele karamsarlık, endişe, korku vss. Gibi içe dönük meyillenmelere sebep olduğunu söylemiştik.Fakat konu enerji ne kadar düşerse düşsün adlandırılmadığı müddetçe depresyon olaiyordu.Döngü üzerinde ki kavram&enerji bileşkesi döngünün alışık olmadığı dönemsel bir enerji artış yada azalaışında zorlanma girerek, ya şiddetli baskı ya da çözülüş le karşı karşıya gelir.Her iki durumda kişide anlamszlık,kavram yokluğu, manasızlıkla sonuçlanır.İşte çözülüşle karşılaşıldığında  enerji düşey meyile girdiğinde  yeni elektirik yüküne uygun isimler arar,çünkü bilinçaltındaki her bir algı çağrışımlarla işlemektedir.Bu esnada ise bilinçaltımızda ve geçmişimizdeki düşünce zincirleri üzerinde yeni bir yola doğru hareket başlıyacaktır.Eğer sağlıklı bir düşünce ve kavram geçmişimiz varsa sarmal düşey harekette ilerleyip tekrar eski haline gelirken, sağlıksız ve problemli olan geçmişe sahip kişilerde ise ne yazıkki olumsuz bir zincir döngüsü oluşmaya başlayacaktır.Buradaki en nazik nokta ise şudur.Vücut olumsuz algı üretirken, olumsuz duygular yaşarken, karamsarca şeyler düşünmeye başlamamızdır.Olumsuz hislenişimiz esnasında en çok üzerinde durduğumuz ve önemli sandığımız mesele üzerinden spekülasyon üretmemizin nedeni de budur.Bu kavramı probleştirmeye başalar onun üzerinden komplo teorileri kurarız.Tıpkı bu aşamada olan bir annenin gurbete giden çocuğu hakkında depresif şeyler hissetmesi, ya da doğum sonrası kadının eşinin kendisinden soğumasından korkması gibi.İşte burada bilişsel döngüdeki çatlağın sebep olduğu problemin nelere sebep olduğunu görüyoruz.Buradaki önemli unsur ise şudur.Artık bilinçatında önce bir çatlak oluşmuş buna bağlı olarak ortaya bir o an üzerinde durulan bir problem meydana gelmiştir, bundan sonrakiaşama ise daha önemlidir.Çünkü seçilen problemin özelliği bu problemi bir problemler zincirine çevirebilir.Eğer özellik olarak çeşitli konulardan seçilen ve gittikçe dallanıp budaklanan birbirine bağlanabilen ve üzerinde duruldukça yeni bir probleme sebep olabilecek nitelikteyse bilinçaltında busefer düşen bu enerjiyi bilinçaltında hareket ettiren yeni bir zincir oluşacak zamanla da bu tedbiri alınmaz ise yeni bir döngü halini almaya başayacaktır.










Tabiki burada yapılması gereken şey , ilk etapta karşımızdaki sorunun nasıl ortaya çıktığıyla ilgi olmalıydı.Görülüyor ki ortaya çıkan mesele enerji düştükten sonra mesele olmaya başlamış, enerji düşümünün verdiği güvensizlik duygusuna bir tepki olarak meydana çıkan korkunun bir sonucu oalarak gözlemlenmiş, düşen enerjinin sebep olduğu enerji&kavram sinirsel kompleksininde enerjininartık kavram ile ilgili sinirsel, hücresel bağıtlarındaki gevşeme nedeniyle önemli saydığı kavram üzerindeki egemneliğinin zaafa girmesi sebebiyle bu kavram üzerinde etkin olamayacağı, elinden çıktığı ya da kaybedeceği duygusuyla , bu kavram üzerinden spekilasyon üretmesi sebiyle korkunun baskı , tedirginlik, zorlanım sebebiyle yozlaşmasını görürüz.Her ne tür bir problem olursa olsun bu ve bunun açılımıolanlarda aynı konjüktürde olduklarından benzer olduklarını fark eder ve onların tüm özelliklerini öznceki derslerimizde olduğu gibi tek bir kavram olarak adlandırı, bilişsel olarak kavrar ve bilinçaltındaki bu problemi tek bir bilişsel halka olarak bilişsel döngümüze enerjimiz yeterli olduğunda alır ve normal pozisyonumuza dönmüş oluruz.Tedibir bizden takdir Allahtandır.


Yorumlar

Popüler Yayınlar