Korkunun Kalbi


                                                                 KORKUNUN KALBİ







  Bugünkü konumuzun ana teması korku üzerineymiş gibi olacak ama  arka planda korkuyu oluşturan birtakım faktörleri işliyeceğiz


 Korku bir sebep değil bir sonuçtur. Bir çok şeyin sonucu belki de..  sonuç olarak değerlendirebileceğimiz birçok temel başlık sıralayabiliriz fakat biz bunların içinden bugün sadece bir tanesini ele alacağız :

“ O da sinirsel yapının enerji akımı üzerindeki direkt etkileri ve dolaylı olarak korku üretmeye olan katkıları”nı işleyeceğiz.

Eğer sinirsel yapınız gelişmemişse , benliğiniz de gelişmez.Çünkü gelişme aynı zamanda sinirsel bir faktör olup enerjinin gelişen sinir ağları üzerinden iletilmesi ve sinirleri esneten hormonal düzeneklerin tam ve doğru olarak çalışmasını gerektirmektedir.

Yani Hormonlarınız doğru çalışmıyorsa vücudun ürettiği enerji yeterli olsa bile sinirsel düzenek tam olarak yeterlilik düzeneğine ve formuna kavuşamadığı için aktarılan enerjiyi kaçırarak ket vurmalara ve tutukluluk hallerine ya da enerji yitimine sebep olabilir.

Kısacası sinirsel yapınız esnek değilse vücudun ürettiği elektirik akımı gergin sinirsel duvarlar nedeniyle sinirsel kanallara tam olarak ulaşamayabilir ve bu durumda şuur eksikliğine sebep olabilir.Elektirik akımı beyine ulaşırken bu katı sinirsel duvarlar yüzünden beyine ulaşamaz ve zihin kanalcıklarına yerleşemez ve burada pekişemez, ..? doygunlaşamazsa şuur ve konsantrasyonda tam olarak gerçekleşemediği için kişide bu sefer sapmalar ve konsantrasyon kayıpları ortaya çıkmaya başlayacaktır, bu da dolaylı yoldan kişide hayelperestliğe ve sanal kurgulamalara kaçmasına sebep olacaktır.Kısacası hayelperestler böyle ortaya çıkmaktadırlar.




  Dolayısıyla gelişmeyen sinirsel özellikler kişiye özel karekterestik özelliklerin de gelişmesini olumsuz etkiler ve birçok algı gözeneğinin kapalı kalmasına sebep olur, enerji alamadığı ve karekterimizin sinirsel özellikleri gelişemediği için benliğimiz sınırlandırılmış olur.
Zorlanımlar yoluyla onu taklit etmek istemesiyle korku kareografisi oluşmaya başlar.İşte bizimde tam olarak anlatmak istediğimiz şey burada başlıyor.Yani korkunun altında yatan gerçek sebepler hakkında konuşacağız.


  Kişi kapasitesini zorlayarak enerji kaybını temel zihinsel şablonundan ve ana sinirsel düşürerek , bioritmik düzenekte birtakım dejenerasyon ve deformasyonlara sebep olur.İşte enerji kaybındaki bu düzensiz hareketliliğe ve enerji düşümü ve dönüşümüne kısaca biz depresyon ismini veriyoruz.


Buradaki en temel konu her ne kadar zorlanım ve baskılamalar nedeniyle yerinden edilmiş köksüz bir güç akımını ele alıyor olsak bile aslında çok özel bir felsefi oluşumunu da farkında olmadan bahsetmiş oluyoruz aslında.Aslına bakarsanız burada bahsi geçen temel konu benliğin oturmuş olması ve güçlü bir benlik kazanımıyla ilgili bir konudan bahsediyoruz.Eğer şahsiyetiniz yoksa ve gerçek bir karektere sahip değilseniz enerji hareketlenmeleri hayatınızı perişan edebilir.


Aslında burada bizim kastettiğimiz şey; beyne aktarılan enerjiyi sinirlere yedirmiş ve zihinsel kanalcıklara aplike ederek pekişmiş, kuvvetlendirerek enerjiyi benlikte tutabilen bir güçlü bir fiziksel ve kimyasal bir bağdan söz etmek istiyorum.



      Dolayısıyla bu özelliklere sahip olmayanlar ne yazık ki küçük bir etki altında dağılmaya ve enerjiyi düşürmeye ve enerjinin düştüğü alana karşılık gelen düşünceleri ve çağrışımlara katlanmaya ve bu düştüğü enerji katmanından çıkabilmek için de epey bocalamalar yaşmak mecburiyeti bulunabilir.Kötü olan şu ki enerji kaybetiği için alt katagoride düşünen bir kişi zaten o enerji düzeyinde olduğu için her salisede bulunduğu katagoriye ait binlerce benzer çağrışımdaki kavramları düşünerek, bulunduğu yerden çıkmak yerine içinde bulunduğu durumu adeta derinleştirmeye çalışır çabalar.


   Burada yapılması gereken enerji seviyesi yükselene kadar hiç birşey yapmadan beklemek yada benliği harekete geçirerek kendiliğinden çağrışımların yerine benliğin oluşturduğu doğru hedefleri çağrışımların aktarımı yapılmalıdır.Ya da kötü elektiriği bulunduğu seviyenin üzerine çıkarmak için bedensel faaliyetler ve spor türü egzersizlerle de seviye yükseltilerek düşünsel katagorilere farklı çağrışımlar kazandırılmış olur.


      Dolayısıyla düşünsel yaşamımızdaki sağlıksız birçok kurgulmalarımızın altında ne yazık ki gelişmemiş bu sinirsel özellikler yada bu sinirsel deformasyonun ürettiği sanal/koşullu düşünceler yatmaktadır.Sinirsel yapınız yeterli olabilir fakat aldığınız yanlış eğitim yüzünden benliğinizi ortaya çıkarmakta ve kendinizi ifade etmekte güçlükler çekiyorsanız, kendi benliğinize sahip çıkmanın kötü bir şey olmadığını belirtmekten zarar gelmez.Ayrıca bunun kötü bir şey olmadığı hatta kişiye ve topluma sağladığı yararlar ve katkılarla doğru bir eğitim yoluyla kişiye bu benlik duygusu kazandırıldığında öz güven de aşılanmış olacaktır.


      Buyüzden önceliğimizin ne olacağına bu yazıyı okuyarak karar vermeyi deneyebiliriz; eğer sadece benliğimize inanmaya ve kendimiz gibi davranmaya ihtiyacımız varsa bu yolda yürüyeceğiz; sinirsel rahatsızlıkların doğurduğu düşünceleri geçersiz kabul ederek.


* Diğer taraftan duruş şekli ve nefes alma randımanı da bize içinde bulunduğumuz pisokolojiyi açıklamak için birçok ipucu gösterecektir.Örneğin nefes alışverişlerindeki çift yönlü hareketin yükselen kısmında bilişsel fonksiyonlar enerji alırken, alçalan kısmında ise düşey akımsal fonksiyonlar aktif olacağından  ve bu ikisin arası olan geçiş sürecinde enerji düşüklüğün semptomik imgelere kayabileceğinden bahsedebiliriz.Devam etmek gerekirse spor yapmamış ve egzersiz bir sinirsel yapı ile fazla kilolu, aşırı doygun ve hantal, düşük kültürlü, benliksiz, sürekli emir alan, olumsuz hayat koşullarına sahip, sürekli yorgunluk hisseden,uykulu ve ağır kanlı, yavaş hareket eden, şekeri çabuk düşebilen, fiziksel olarak kasları gelişmemiş, hareket ve mücadeleye isteksiz, rekabet edemeyen, sezgileri ve içgüdüleri yavaş çalışan… bu sözler size küçük de olsa bir ilhmam veriyor mu acaba, konuyu nereye getirmek istediğimi anlamışsınızdır umarım.Evet biliyorum, aslında bunca özelliğin bir kişide bulunması çok zor olsa bile depresif hislenmenin altında buna benzer bir neden yatıyor olabilir.

Düşünsenize ya bunlardan biri size aitse; yani sırf bir anda şekeriniz düştüğü için depresif düşünüyorsanız, belki randımansız nefes alışverişi buna sebep oluyorsa buna ne diyeceksiniz peki, peki ya yanlış oturma şekli veya uzunsüreli aynı duruş pozisyonu, çabuk kilitlenmeler, kireçlenmeler,sağlıksız yiyecekler veya hantal bir çevre, yada çevrenizdeki olumsuz insanlar, hadi bakalım; bu puzzle önce kim çözecek dersiniz.


   Gördüğünüz gibi bazen aklınızdaki kuruntulu şeyler sadece başka başka etmenlerin eseridir sadece çok sevdiğiniz bir hayalin beklide sapmaya uğrayarak deforme olmuş halini bastırıken aslında kendimizle boşu boşuna savaşmış oluruz; önemli olan o düşünceyi takılıp kaldığı yerden çıkarmak ve özgürlüğüne kavuşturmaktır.

   Çünkü aslında temeline bakarsanız hayat enerjinin hareketi ve devamlılığı üzerinde ritim tutar.İnsanların aslında bilmedikleri şey şu; yaptıkları her eylemin birbirine benzer parelel bir noktası olduğunu anlamıyorlar, bunu bilmedikleri için de her bir konu üzerinde yeni bir şey hakkında düşünürmüşcesine en baştan başlıyorlar.Bu da her şeyi mahvediyor.Böylece insanlar olaylar ve yasalardan habersiz  ,körler dövüşüyle bilinçsiz olarak hayat hakkında aynı hataları yaparak yaşamı sadece zorlaştırmış oluyorlar,Aslında mucize değil bu basit şeyleri yakalamak ve uygulamaya çalışmak.Kişi yaşama şeklinin bir üründür.Bu yasaların uygulanamama sebebi, herkişinin bu konuyu anlamak için geldi olgunluk düzeyinin sürekli değişiyor ve kişiden kişiye göre de farklılaşıyor olmasından dır.Tüm bunları ele aldığınızda , birçok gibi görünen birbirinden farklı olan şeylerin aslında temelde aynı benzer yasa üzerinden hareket ettiğinin hayretler içinde görürüz.


Olayın kalbinde  enerjinin serbest dolaşımı ve şuursal gelişimden bahsedebiliriz.


Korku diye bir şey yoktur.Sadece yeteri kadar gelişmeyen  bir sevgi,eksikliklerle dolu bir benlik vardır.Ama bu eksikliğin neyle koşullandığına dikkat etmeliyiz.Sanal şeylerin ve yapay olanların doldurduğu benlik çatlaklarından çıkmak kimi zaman bir ömür bile alabileceğini hatırlatmak isteriz.


   Yani nereden bakılırsa bakılsın, korku ve kaygılar aslında  , tam oluşamamış ve kendisini özünde tanıyamayarak ,gerçek varlığını hissedip olgunlaşamamışlığın sonucudur. Yüzden sonuçlar ve teferruatlarla bu kadar zaman kaybetmeyi gerçekten anlayamayıyorum.Aslında yapmamışgereken şeyler o kadar basit ki, aslında görevlerimiz o kadar az ki, mutluluk o kadar basit li, yaşamak o kadar kolay ki..tek yapmamız gereken kendimiz olmak ve hayatı olduğu gibi kabul etmek, insanları da..


Kendimiz olamadığımız için, duygularımızdan utandırıldığımız için, düşüncelerimizden çekindiğimiz için, becerilerimiz küçümsendiği için, ümitlerimize küstürüldüğümüz için, benliğimize şekil verilmeye çalışıldığı için..


Neden mi teklersiniz; iç dünyanıza iyice bakın, hep bir başkası için vardır da ondan oysa kendiniz için yaparsanız hep daha mutlu olursunuz, bunu bilmiş olun.Garip gelicek belki ama önce kendin için ve önce kendinden başlayarak!.. 

Kendin için derken kendin için yaşamaktan bahsediyorum bencillikten değil! Kendin için bir şeyler yapmaktan ve kendine yarar sağlamaktan bahsediyorum.Yani kendin için bir şey yaparak doyum sağlamanın kötü bir tarafı yoktur önemli olan “Kendinden fazlası” için bir şeyler yaparken işler karışıyor zaten . Hep bizi bunaltan hisler bu gelişmemiş benliğin başka bir kılıkta ara sıra fiziksel kondisyon ve şartlarda baş gösteren ani değişimler baş gösterdiğinde gelip kapıyı tıklamasıdır.Oysa ki yapmamız gereken tek şey...





Yorumlar

Popüler Yayınlar