Kaos
Bunca zaman yapılagelen tüm
çalışmalarımız fevkalade detaycı ve objektif çalışmalar üzerine kuruluydu.Ama
itiraf etmek gerekir ki piskolojik belgitleme çalışmalarımız detaylı bir
kanaat geliştirmek için fazla uzun sayılır.Öyleyse teorimizi kim vakit ayırıp da dinleyecek? Kim sayfalar dolusu bir
çalışmayı sonuna kadar okumak ister, kim bunu yapmaya başlarken sonunda
değeceğine inanarak sonuna kadar gitmek ister, İşte bu yüzden insanları bu yazıları okumaya ikna etmek pek kolay olmayacak.
Çünkü
anlatmaya sınırlı imkanlar içinde kalkıştığınız her fikir ya eksik ya da
yetersiz aktarılırsa karşı taraf için bu bir alay konusu sayılabilir ki bu durum da hayelkırıklığına sebep olabilir.Bunları birtarafa bırakırsak bugün önemli bir konuya daha değinmek
istiyorum: İman duygusunun azalması birtakım kronik hastalıkları
da beraberinde getirir mi? İlk duyulduğunda biraz absürt gibi gelsede bugün biraz bu konuyu ireleyeceğiz.
İnanmayı sağlayan
ve benliğimizin temel yapı taşı olan duygumuzu oluşturan bu hissiyat
aynı anda beynimizdeki birçok fonksiyonu da kontrol ederek sağlığımıza katkıda
bulunduğunu farzedelim.Mevzubahis duygunun yetersizleşmesi önce şüphe ve kuşkuyu ardından da yetersiz
elektirik üretimini ve enerjinin duraksaması , ket vurumuna sebep olarak
bağışıklığı düşürürdüğünü kabul edelim (Hasta olmanın günahkarlıkla ilgisinden bahsedeceğiz.)
Tarihde kısa bir yolculuğa çıktığımızda ortaçağda ismi geçen fiziksel rahatsızlıkların temelinde
günah işlemenin olduğu savını burada göz ardı edemeyeceğiz.Bunları yazmamın
bir nedeni var: Öncelikle iddalı fikirlere ulaşmak için artık elimizde yeteri
kadar malzeme olduğuna inanıyorum.Kuluçka aşamasının bittiğini ve artık başka
hamle ve sıçramalar yapabilmek için uygun koşulların oluştuğunu söylemekle işe
başlıyorum.
Çünkü bir safha geride bırakılırken uygun zemin oluşturulmuşsa,
geriye artık seri üretime geçmek kalıyor ki, biz bunu fikirsel ve düşünsel
olarak gerçekleştireceğiz.Bundan sonra temelsiz gibi görünen her usavurumumuzun
altında yıllardır süren çalışmanın emeği olacaktır.O yüzden kolayca ileri fikir
sürecek ve asla bu fikrin karşısında olanlarla uğraşmakla zaman
kaybetmeyeceğiz.
Bunlar büyük savlar değil değeri
sonradan anlaşılacak teoriler olarak kabul edilmelidir.
Enerji seviyesinin düşünsel faktörleri oluşturmadaki etkisi üzerine:
Teori-1) Olumlu elektirik akışı
çekilirse ,enerjinin düştüğü seviyeye karşılık gelen duyum üzerine düşünürüz.
Yani enerji düşünce duyum eşiği yada
üstüne gelen hislenim ne ise o konular üzerinde düşünürüz.
Yani enerjimiz düşükken sahip
olduğumuz kanı ile yüksekken sahip olunan kanı aynı değildir, genel itibariyle
kişi ne düşüneceğine kendisi karar vermez.Sadece öğretilmiş , ve kabul
ettirilmiş doğmalar dışında karar verme mekanizması değişkendir, ve dominant
etkiye bağlı bir vagon gibi ardışık birçok dizinin etkisiyle hareket eder.Yani
güçlü olan neyse onun etkisine göre hareketi belli olacaktır.
Burda çok önemli bir piskolojik bulgunun altını çizmek istiyorum.Kişilerin problemlerinin de içsel fizyolojik etmenlere göre değişmesini göz önünde bulundurursanız sorunlar aynı olmasına rağmen etkilerinin neden bazı dönemler farklı olduğunu daha iyi kavrayabilirsiniz.Yani demek istiyorum ki enerjimiz bilincimiz üzerinde faal iken benliğimiz tam iken sorunlar etkisizdir üzerimizde denetimleri düşüktür ama kendimizi bırakmışken yani bilincimiz kontrol dışıyken enerjimiz çekilmiş yani boşlukta olduğumuz esnada sorunlar denetimini artırır.kısaca fişleri çekilmiş bir makinanın çalışmaması gibi bir benzetme yaparak devam edelim.
Burda çok önemli bir piskolojik bulgunun altını çizmek istiyorum.Kişilerin problemlerinin de içsel fizyolojik etmenlere göre değişmesini göz önünde bulundurursanız sorunlar aynı olmasına rağmen etkilerinin neden bazı dönemler farklı olduğunu daha iyi kavrayabilirsiniz.Yani demek istiyorum ki enerjimiz bilincimiz üzerinde faal iken benliğimiz tam iken sorunlar etkisizdir üzerimizde denetimleri düşüktür ama kendimizi bırakmışken yani bilincimiz kontrol dışıyken enerjimiz çekilmiş yani boşlukta olduğumuz esnada sorunlar denetimini artırır.kısaca fişleri çekilmiş bir makinanın çalışmaması gibi bir benzetme yaparak devam edelim.
Kısacası enerjimiz sinirler
üzerinden beyne aktarılırken kesinti olmadığı müddetçe enerjiyi ulaştıran sinir
kordon gibi beyin üzerinde güçlü bağlar oluşturur ve lehim gibi aktarımını
yaptığı bölgede tutunma sağlar.Bu ne kadar güçlü bir bağsa kişide o konuyla
ilgili alanda güven duygusu gelişir.Böylece odaklanırız ve odaklandıkça
benliğimiz ve duygularımız yoğunlaşır ,yoğunluk arttıkça dominatlaşan duygumuz
karşı taraf üzerinde etkinlik sağlar ve dominantın güdümüne girer.Bunda kısaca
odaklanarak istekleri gerçekleştirme teorisi diyebiliriz ve genelde doğrudur.Aslında
burada anlatmaya çalıştığım kişinin inanma güdüsüdür.Bir fikrin doğru yada
yanlış olması değil; çünkü bir fikri doğru olduğu için kabul etmek bir
varsayımdır ama kesinlikle doğru değildir.Uzun lafın kısası engelsiz bir
şekilde davranışa dönüşebilen ve dönüşemeyen enerji vardır.Aslında bütün olaya
nerdeyse bundan ibarettir.Bunu yaparken de davranışa dönüşebilecek kadar
yeterli enerjimizin olup olmadığına bakmalıyız.
Yetersiz enerjisi olanlar ve
sinirsel aktarımı başarılı olmayanlar için bahaneler ve mazeretler hep yeteri
kadar vardır.Böylelerinin hep bir çıkmazı vardır; ama aslında bu çıkmaz içi
tıkanıkların bir çıkmazdır; ama yine de dış dünyaya aktarmayı severiz.Aslında
beyin doğru ve yanlışlar üzerinden çalışmaz, istekler ve onları gerçekleştirme
kabiliyet ve güdüleri üzerinden ilerler.Bu sebeple doğru ve mantık kalıbı
yine de bizi zorlar, oysaki bu bir koşullamadır.
Duygularımız henüz çok
yeniyken ve eğitilebilir bir halde iken bizi kurallar ve fikirler konusunda
koşullar.Henüz erken yaşlarda bu koşullama öylesine başarılı olur ki sonunda
bu koşullamayı salt gerçek olarak kabul ediveririz.Oysaki sadece bir
yönlendirme ve pekiştirme aracı olduğunu zamanla unuturuz.Zaten birçok kişide
mantık kavramının çözülüşünü ve birçok septik insanın var oluşunu örnek olarak
göstermek yetecektir.Ama yine de mantık çoğu zaman isteklerimize ulaşmak için
de en kestirme yol olabilir.
Yani mantık ve realiteyi yerinde ve doğru
kullanırken duygularımızın kendini gerçekleşirmek istemesi ve davranışa
dönüşümünü göz ardı etmemeliyiz.Çünkü davranışa dönüşebilen enerji sonunda
özbenliği oluşturur.
Gelişen özbenlikle de yerli bir özgüven duygusuna sahip
oluruz.Uzun lafın kısası; önce duygularımızı davranışa dönüştürerek
isteklerimizi önplana çıkaracağız sonra da mantık ve realite kurgusunu işimize
yarayacak bir şekilde seçeceğiz.Ama toplumdan kopmadan ve toplumsal değerleri
göz önüne alarak, gelişmiş bir entellektüelite oluşturacağız.Ama temelde kendi
duygularımızı korumak geliştirmek ve davranışlaştırmak olacak.
Bunları da dini
ve insani ödevleri hatırlayarak yapmak bize katkılar sağlayacaktır. Yani
inanmayı koşullayarak sonuçlar elde etme alışkanlığımız var.Bu ise tamamen
yanlış bir davranış; çünkü bilinçaltının kabul etme prensibi başka kriterlere
göre çalışıyor.Bilinçaltının kriteri istemeye ve hoşa gitmeye ve benimsemeye
dayanıyor ama mantık şartı yok, mantığı sonradan telin edilmiş bir tarz olarak
görebiliriz.
Yani son birkaç yüzyılda kabul edilen ve günlük hayatı kolaylaştıran bir düşünme şekli olan mantığı hayatımızın tümüne uyarladığımız için her şey birbirine karışıyor.Bu yüzden yeteri kadar inanamıyoruz ve kuşku duyuyoruz.Kuşku duymak sa beynimize enerjinin düzenli ulaşmasını engelliyor ve bu yüzden yeterli sinirsel bağlantı gelişmediğinden güven duygusu oluşamıyor, güven duygusunun olmadığı bu yerde boşluk ortaya çıkıyor boşluksa korkuya neden oluyor, korkuyla algınan tüm temalar semptoma dönüşüyor ve semptomlarda korkunun derinliğine göre fobileşerek başat bir bağlantı kurarak bilincin etrafında duvar örmeye başlıyor.Bu ise zamanla bilinci köşeye sıkıştırarak kişiyi ürkekleştiriyor ve korkaklaştırıyor.
Korkaklaşan insanlar bencilleşiyor çünkü kendilerine emniyetli
bir dayanak oluşturmak istiyorlar, bunu başaramayınca da mücadele için kolay ve hızlı yöntemlere başvuruyorlar, yani saldırganlık ve terör..bunu özgürleştirmek
sanırken anarşiye doğru serbest kalmak için savaşıyorlar sonuç ise tam bir
kaos…
Neden birden bire fikirlerimiz
değişiyor, yada neden hiç değişmiyor! Neden önyargılarımız var ya da çok
güveniyoruz bazı şeylere? Günün belirli saatlerinde kendimizi kötü hissederken
bazı saatlerde neden kendimizi iyi
hissederiz.Ilık bir düş sonrası neden iyi hissederiz veya iyi bir uyku ve
kahvaltı sonrası güzel şeyler planlarız.Düşüncelerimizi bizler kontrol
etmiyoruz.İstisna: Öğrenilmiş ve benimsenmiş kanılarımız dışında değişkeniz.Ve
bu hayatımızın büyük bir bölümünü kontrol ediyor.Tüm mesele boşlukları
kapatmakta ; ama bu nasıl mümkün olur.
Birincisi: Sinirsel yapımızın
imkanları bizim düşünsel ve duygusal özgürlüğümüzü etkiler.
İkinci: Vücudumuzun ürettiği
enerji
Üçüncü: Aldığımız eğitim ve sahip
olduğumuz kültür.
Sinirsel yapınız bir elbise
gibidir. Bu ne kadar dar ise duygusal
ve düşünsel hareket kabiliyetiniz o kadar sınırlıdır.Bu kıyafeti zorlarsanız
ceketiniz yada pantolonunuzun yırtılması kaçınılmazdır.Eğer bu elbiseyi
yırtarsanız ortaya yırtık yani boşluk çıkar, bu boşluksa bilinçaltında farklı
bir şekilde kapatılır yani korkuyla! Çünkü yırtılma esnasında ortaya çıkan duygu
boşluk duygusudur, yani güvenli alanın ihlal edilmesi olarak düşünülüp risk ya
da tehlike olarak algılanarak derhal sirene basılır; biz buna korku
diyoruz.Korku yırtığın büyüklüğüne bağlı olarak şiddeti artar yada azalır.Eğer
yırtık büyükse korku büyür ve korkunun büyüklüğüne göre bir korku fikri tasarlanır.Bu
genelde önemlilik derecesi büyük bir şeyden esinlenerek yapılır.
Kişi böylece
önemli bulduğu bir şeyi koruyamaktan ve onu kaybetmekten korkmayı taslak
alarak duygusunu bunun üzerine işler bu durum sürdükçe böylece korku fobileşmiş olur.Daha önceden bahsettiğimiz
gibi korku ters simetrik fonksiyonlu çalışır: "Sahip olmak ve kaybetmek.."
Ama her nasıl olursa olsun sonuçta
bir yırtılama gerekir, ya da enerjinin ani bir harektle yada yavaş yavaş
çekilmesi! Böylece enerjinin çekildiği yer de boşluk oluşur ve bu boşluk
bahsettiğimiz şekilde ortaya çıkar. Ön yargılar da zaten bu boşluklardan ürerler.
İkinci konu ise bambaşka bir
konu; eğer vücudunuz yerli oranda enerji üretemiyorsa, yani düşük enerjiniz
varsa ister istemez karamsar şeyler düşünmeniz kaçınılmaz.Eğer yapınız buysa pek
iç açıcı şeyler söyleyemeyeceğim.
Zaten bizim belgitlememiz ve
çözüm önerilerimiz özünde sağlıklı fakat sadece piskolojik nedenlerle kendini
gerçekleştiremeyenlere yardım etmeye yöneliktir.Yani yardımcı olacağımız
kişinin sinirsel ve hormonel olarak değişime açık gelişmeye açık olması
gerekir.Sinirleri hiç gelişemeyecekse ve hormonları stabilse önerilerimiz pek
işe yaramayabilir kısa bir sürede.
Yırtık birkez ortaya çıkınca içi
korku ve fobilerle kaplanıverir.Bu fobiler histerik semptom ve düşüncelerle kaplanıverir
bu semptomlar genelde sinirsel ve kimyasal bağıtlarla kaplı olduklarından
mantık ve akıl yürütmelere karşı dirençlidirler ve biolojik bir kompleks olarak
karşımıza çıkarlar.Bu kmpleks üzerinde etki sağlayayamayan mantık kalıpları
zamanla mantık kavramının güven kaybetmesine ve mantığın çözülerek deforme
olmasına neden olur.Böylece mantık çözülürken anlam kayıpları yaşa
nmaya
başlar.hayatın anlamsızlığı ve hiçlik duygularının yolu böylece açılmış olur.
Örneğin hormonlarımız düzensiz ise
yani yükselen ve düşen bir ritimdeyse düşüş anınında enerjinin çekilmesi
beraberinde boşluk duygusunu getirir.Ayrıca damarların tıkanması diyaframın
bozulması düzensiz solunum kişide boğuntuya sebep olarak sinirleri zorlar ve
zorlanan sinirler duyum eşiğinin üstüne çıkılarak kişide çekilmelere
taşkınlıklara ve dolayısıyla boşluklara düşmesine sebep olur.
Dolayısıyla düzensiz ruh halimizi
biraz da hormonlara borçluyuz.Gün içerisindeki gel gitlerimizi, ani sinirlenmeleri ve takıntılarımızı, istikrarsız düşünmeleri, hormonal kontrolsüzlükle
bağdaştırmak çok yanlış olmaz.Dikkat ederseniz takıntılı düşünce boğulma ve
anksiyeteleriniz hormonal ritmin düşey ve azalan hareketine denk geldiği bir
anda etkinlik kazanır, yükselen hareketlerde boğuntu az olur .Hormon seviyesi düşeydeyken, anksiyete çekilme imi ve hareketi kişide çekilme
ve enerji kaybı pozisyonunu çağrıştırdığı için panik nedeni gibi algılanarak
korkuyu anıştırabilir.
Bu yüzden düşey hareketi kontrol etmek için hormonları sabitleme, en azından düzenli hale getirmeliyiz.Bu yüzden istikrarlı bir ruh hali için vücuttaki düzensizliğe neden olan toksinleri enerjiye dönüştürmek için terleme yapmak yoluyla spora ağırlık verelim ve inançlı olalım.Sinirlerimiz esnemeli, hormonlarımız sakinleşmeli....
Bu yüzden düşey hareketi kontrol etmek için hormonları sabitleme, en azından düzenli hale getirmeliyiz.Bu yüzden istikrarlı bir ruh hali için vücuttaki düzensizliğe neden olan toksinleri enerjiye dönüştürmek için terleme yapmak yoluyla spora ağırlık verelim ve inançlı olalım.Sinirlerimiz esnemeli, hormonlarımız sakinleşmeli....












Yorumlar
Yorum Gönder